18 03 2012

siyasete sıkıştırılan Newroz

      Siyaset sıkıştırılan Newroz Bugün sabah Vatan Caddesi’nde Beyazıt’ta Suriye direnişinin etkinliğine katılmak için apartmanın kapısını açmamla, boğazımın ve gözlerimin yanması  bir oldu. Newroz’a izin verilmemesini protesto eden gençler slogan atarak yürüyor, polis onları gazla kovalıyordu. Az ileride Aksaray Metrosu kapanmış, onlarca turist ve vatandaş kapının önüne birikmiş, metronun açılmasını bekliyordu. Olaylar olunca metro görevlileri metroyu kapatmıştı.Uçağını kaçıran, taksiye binen lanet okuyan devleti ve göstericileri suçlayan suçlayanaydı. Göstericiler kaçarken,  o kızgınlıkla önlerine ne gelse deviriyor,  poliste yakaladığını bir güzel copluyordu ara sokaklarda. Niye oluyordu bunlar; İstanbul Valiliği ve Diyarbakır Valiliği başta olmak üzere devlet, Newroz’un üç gün önce kutlanmasına izin vermiyor ve BDP’liler bunu protesto ediyordu. Newroz bana göre tarihinde 21 Mart’ta kutlanmalı, o ayrı mesele ama devletin neden izin vermeme üzerinde bu kadar ısrarcı olduğunu anlamış değilim. Üç gün sonra kutlansa ne değişecekti. Eğer birileri Newroz’u toplanacak kalabalıklar üzerinden okumaya çalışıyorsa, yanılır.Newroz’a gidenlerin hepsi ne BDP’lidir, nede karşıtıdır. İnsanların büyük bir kısmı bu bayramı beraber kutlamak için yan yanalar. Newroz’daki kalabalıkları BDP’ye mal ederek, geçen sene ile kıyaslamak bu noktada hareket etmek te gerçekçi değildir. BDP, organizasyonu ve sanatçıları ile büyük bir organizasyon düzenlediği için herkes gidebilmektedir. BDP bir siyasi parti, tıpkı AK Parti gibi, Bu iki partinin arasında kalıp Newroz kutlamak hiç de kolay değil. Bugü... Devamı

12 03 2012

ATATÜRK'ÜN YASAKLADIĞI SAİD NURSİ KASETLERİ

ATATÜRK'ÜN YASAKLADIĞI SAİD NURSİ KASETLERİ |  görsel 1

  Mustafa Kemal'in 1936 yılında Said Nursi'ye ait iki adet ses kaydının yasaklandığına dair belge.... "Kürt isyanından bahseden ve saidi Kürdi tarafından Suriye'de doldurulan Sodvva markalı 507-508 numaralı iki plakın,Matbaat Kanununun 57.maddesi mucibince, memlekete sokulmasının ve satışının yasak edilmesi,Dahiliye Vekilliğinin 13-8-936 tarih ve 1194 sayılı tezkeresile yapılan teklif üzerine İcra vekilleri heyetince 17-8-936 da onanmışdır. Reisicumhur K.Atatürk" Devamı

04 03 2012

Hakan Fidan'mı hedef yoksa yeni Mit'mi

Hakan Fidan'mı hedef yoksa yeni Mit'mi |  görsel 1

  Hakan Fidan mı hedefte yoksa yeni Mit’mi 09 Şubat 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner ve müsteşar yardımcısı Afet Güneş, telefonla KCK soruşturması neticesinde İstanbul’da ifadeye çağrıldı. İfadeye çağıran savcı ne başsavcılarına haber vermiş, nede MİT Müsteşarı’nın bağlı olduğu Başbakanlığın haberi olmuş. Savcı, “Telefonu açmış Ankara’ya ve ifadeye gel demiş.”İfadeye gidilecek mi gidilmeyecek mi bilmiyorum, ama bu kavganın KCK operasyonları sırasında MİT ve emniyetin ayrı düşündüğünü bu gazetede 17 Kasım 2011 tarihinde “KCK-MİT ve Emniyet” yazısı ile dile getirmiştim. O yazıda, “…Önder Aytaç, Emre Uslu ve Mehmet Özcan’ın başını çektiği yazarların bir kısmı, daha önce yapılması gereken KCK operasyonlarının, Beşir Atalay tarafından en az iki yıl ertelendiğini ifade ediyorlardı. Bu ertelemeyle ilgili olarak bir kısım görüş de, operasyonlarda MİT ile Emniyet’in karşı karşıya geldiği görüşünde; “Operasyonların başladığı dönemde PKK ile, ‘silah bırakması’ için gizli pazarlıklar yürüten MİT kanadı, sürecin sekteye uğramasından endişe ediyordu. Operasyonların sürece zarar verdiğini düşünenlerin başında, dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner geliyordu. Taner, bu konuda Emniyet yetkilileriyle zaman zaman bir araya geldi. Ancak bu görüşmelerden bir sonuç çıkmadı.” Demiştim. Taraf Gazetesi yazarı Emre Uslu 16 Kasım 2011 tarihli köşesinde MİT’in KCK’yı kullandığı ifade ediliyordu: “KCK networkuna sızdırdığınız elemanlardan ne beklersiniz? PKK’nın yapacağı... Devamı

04 03 2012

4431 ihale-Uludere ve PKK

4431 ihale-Uludere ve PKK |  görsel 1

  4431 İhale –Uludere ve PKK 07 Şubat 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Geçtiğimiz hafta İstanbul’da Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) uzmanları, Adalet Bakanlığı temsilcileri, çeşitli illerin terörle mücadele şube müdürlerinin katıldığı ‘Terörizmin finansmanının önlenmesini sağlayacak işbirliği’ konulu bir toplantı yapıldı. Toplantının amacı PKK’nın mali kaynaklarını kurutma amacı taşıyordu. Toplantıda PKK’nın mali kaynaklarının nerelerden beslendiği ile ilgili kalemler tek tek masaya yatırıldı ve atılacak adımlar tartışıldı. Resmi yetkililerin elde ettiği verilere göre yüze yakın BDP’li belediyelerde bir yıl içerisinde 4 bin 431 ihale yapıldığı ve bu ihalelerin toplam değerinin 2.5 (iki buçuk) milyar Türk lirası olduğu belirtiliyor. Araştırmayı yapan yetkililerin tahminlerine göre bu paranın yüzde on beşi, 375 milyon doları PKK’ya aktarılıyor. Bu paranın aktarılma biçimi olarak ihaleyi kazananlardan alınan komisyon ücreti değerlendirilmesi yapılıyor. Yetkililer, ihaleler dışında il özel idarelerinde alınan ihalelerden de, belediye çalışanlarının maaşlarından da, esnaftan vergilendirme adı altında alınan paranın da örgüte ciddi anlamda kaynak sağladığını düşünüyor. PKK’nın en büyük gelir kalemini artık bu ihalelerden sağladığını düşünen yetkililer, bu finansman ortadan kalkmadan örgütün bitirilmeyeceği görüşünde ısrar ediyorlar. Bunun için KCK yapılanmasının bitirilmesini, belediye hesapları ve ihaleleri kazanan kişilerin mercek altına alınmasını ve bunların mali yapılarının geçmişe dönük olarak incelenmesinde ısrar ediyorlar. Bu ba... Devamı

04 03 2012

Süheyl Batum'dan tarihi itiraf:Saadet Kayyumu tezgahtı

Süheyl Batum'dan tarihi itiraf:Saadet Kayyumu tezgahtı |  görsel 1

  Süheyl Batum’dan tarihi itiraf: Saadet Kayyumu tezgahtı 05 Şubat 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Geçen Milat Gazetesi’nde yazdığım yazıda Oğuzhan Asiltürk’ün Ergenekon ile ilgili sözleri üzerine sorular sormuş ve bunların cevaplarını beklediğimi yazmıştım. Sorduğum sorulardan bir tanesi de “Milli Görüş, partisi hakkında açılan davların hiç birini 40 yıldır kazanamazken, nasıl oldu da partinin kayyuma devredilmesi üzerine açılan dava hızlı bir şekilde kazanıldı. Bu gerçekten bir hukuk zaferi mi? Yoksa başta Önder Sav olmak üzere alınan ve sağlanan iş birlikleri neticesinde mi kazanıldı. Sizin buradaki rolünüz neydi?” sorusuydu. Bu soruya Sayın Asiltürk cevap vermedi ama onun yerine CHP Milletvekili Süheyl Batum cevap verdi. Batum, Saadet Partisi’nin kayyuma devrinin bir tezgah olduğunu söylüyor. CHP Milletvekili Süheyl Batum, Beyaz TV’de katıldığı “Basın Kulisi” programında çok çarpıcı ifşalarda bulundu. Batum, Saadet Partisi’nin kayyuma devrinin bir tezgah olduğunu dile getirerek aynı durumun CHP için gerçekleşmeyeceğini söylüyor. Süheyl Batum, kendisine sorulan “CHP, Saadet Partisi gibi kayyum tehlikesini yaşar mı?” sorusunu da yanıtlarken, bunun uzak bir ihtimal olduğuna vurgu yaparak “Kayyuma gidecek bir tartışmanın olacağını ve bu işin bu kadar büyüyeceğini tahmin etmiyorum” şeklinde yanıtladı. Bu noktada CHP için gündeme gelen Kayyum konusunun emsal vak’ası olan Saadet Partisi Kayyumuna da değinen Batum, bunun bir proje olduğu iddiasında bulundu. Batum “Saadet Partisinin kayyum işi de oradan Ak Parti’ye oy kayması için b... Devamı

04 03 2012

Oğuzhan Asiltürk ve Ergenekon

Oğuzhan Asiltürk ve Ergenekon |  görsel 1

  Oğuzhan Asiltürk ve Ergenekon 31 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Oğuzhan Asiltürk; Milli Görüş’ün ak saçlılarından, derin Milli Görüşçülerden. Eski İçişleri Bakanı. Devleti de, derin yapıları da, uluslar arası siyaseti aktörleri de iyi tanıyan bir isim. Erbakan’ın yanı başında Erbakan’la birlikte partiyi şekillendiren en önemli isimlerden bir tanesi. Oğuzhan Asiltürk, kendisini Mustafa Kamalak’ın üzerinde Milli Görüş lideri olarak gören bir isim. Geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında Ergenekon’la ilgili olarak çok tartışılacak sözler sarf etti. Bu sözler sadece Asiltürk’ün kişisel sözleri mi, yoksa Milli Görüş’ün kurumsal açılamaları mı, merak ediyorum. Asiltürk: “ Ergenekon, altını çizerek söylüyorum Türk Ordusu’nda TSK içinde Amerikan karşıtlarının tasfiyesidir. Nokta ve bir de ünlem koyuyorum. Başka bir şey değildir. Çünkü aynı olaylar içinde Silahlı Kuvvetler’in içinde şu anda bir kısım insanlar var. Amerikan karşıtlarını alıp ortadan kaldırmak isteniyor. Sebebi de Amerika’nın İran’a olası müdahalesinde orduyu kendi istedikleri hale getirmektir. Ama şerefli Türk Ordusu oyuna gelmez diye düşünüyorum. ” dedi. Ben bu sözlere hayret etmedim, çünkü derin Milli Görüşçülerin temaslarını, düşünce yapılarını, çok iyi biliyorum. Mahallede, Anadolu Gençlik’te, Saadet Partisi’nde konuşulan görüş farklılığını Asiltürk’, bir daha teyit etti. Onlar başka söyl... Devamı

04 03 2012

Faili meçhullerle nasıl yüzleşmeliyiz

Faili meçhullerle nasıl yüzleşmeliyiz |  görsel 1

  Faili Meçhullerle nasıl yüzleşmeliyiz 29 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Faili meçhul cinayetlerle ilgili olarak Türkiye’de henüz bir istatistik oluşmuş değil. Kimleri olağanüstü hal bölgesindeki dosya sayısının 17 bin 500 olduğunu ve bunun iki bin tanesinin faili meçhul olduğunu ifade ederken, kimileri ise faili meçhul cinayet sayısının 17 bin 500 olduğunu ifade ediyor. Faili Meçhul cinayetlerin bir zamanlar devlet politikası olduğunu gerek o dönem görev yapan yetkililer gerekse de bu işlere bulaşmış itirafçılar anlatıyor. Faili Meçhul cinayet işlemekle, seçilmiş bir hükümetin düşürülmesi aynı kaynaktan besleniyor. Gerek faili meçhullerde gerekse de seçilmiş hükümetlerde “Düşman” tanımı üzerine hareket eden derin yapılar amaçlarına ulaşmak için ölümler dâhil her yolu denediler ve hala da deniyorlar. Faili Meçhul cinayetlerin neden işlendiği ile ilgili sorunun cevabı karşıdakinin ölümü hak ettiğine dair bir inancın alttakilere empoze edilmesidir. Vedat Aydın, Musa Anter, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Eşref Bitlis, Muhsin Yazıcıoğlu vb cinayetlerin ana sebebi budur. Bir yapı “Düşman” tanımı içerisine soktuğu bu insanların öldürülmesi gerektiğine karar veriyor ve bunları öldürüyor. PKK ile savaşta özellikle savaş ağalığı yapan birçok resmi yetkilinin, devlete sığınan, af dileyen birçok eski PKK’lıyı nasıl bir cinayet aracı haline getirip, nasıl kullandıklarını biliyoruz. “JİTEM’i ben kurdum” diyen Arif Doğan’ın bile Yalova’da itirafçılarla ne iş yaptığını sorguladığımı... Devamı

04 03 2012

Kayseri'de Kraldan çok kralcılar

Kayseri'de Kraldan çok kralcılar |  görsel 1

  Kayseri’de kraldan çok kralcılar 26 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Kayseri’de FIBA Kadınlar Avrupa Kupası (F) Grubu’ndaki Kayseri Kaski Spor ile İsrail’in Maccabi Bnot takımları arasındaki maçta İsrail protesto edilmişti. Tribünlerdeki gençler Filistin bayrağı açarak, ‘Kahrolsun İsrail’ diye slogan atmıştı. Daha sonra Kayseri Adliyesi Savcılarından Hacı Çam tarafından bu vatandaşlar hakkında dava açılmıştı. Gençlerin yerleri tek tek tespit ediliş ve bu gençler savcı karşısına çıkarılmıştı. Bu maçtan sonra yine Kayseri’de Avrupa Kadınlar Kupası yarı finalinde Kaskispor ile Elitzur bayan basketbol takımı arasındaki karşılaşma öncesinde bir grup yine İsrail’i protesto etti. Maçın oynanacağı Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi önünde toplanan yaklaşık 400 kişilik bir grup, İsrail aleyhine sloganlar atmıştı. Grup, Mavi Marmara gemisine yapılan saldırıyı kınamıştı.Kalabalık, ellerindeki Türk ve Filistin bayraklarıyla ‘İnsanlığın kurtulması için kahrolsun İsrail’, ‘Bebek katili olduğu için kahrolsun İsrail’, ‘Filistin için kahrolsun İsrail’, ’9 şehit için kahrolsun İsrail’, ‘Ümmedin iftiharı Furkan Doğan için kahrolsun İsrail’, şeklinde sloganlar atmıştı. Burada bir ayrıntıyı dikkatlerden kaçırmamak gerekiyor her iki gösteride de grup “Kahrolsun İsrail” sloganı atıyor “Kahrolsun Yahudiler” demiyor. Bu iki farkı hukuksal açıdan birilerinin gözden kaçırmaması gerekiyor. Peki, Kayseri’de savcı bu gençleri neyle suçladı, “Filistin Bayrağı açmak ve “Kahrolsun İsrail” slo... Devamı

04 03 2012

UĞUR MUMCU-GAFFAR OKAN VE JİTEM KEMİKLERİ

UĞUR MUMCU-GAFFAR OKAN VE JİTEM KEMİKLERİ |  görsel 1

  Uğur Mumcu-Gaffar Okan ve JİTEM kemikleri 24 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com 1993 yılında Uğur Mumcu bugün Ankara’da öldürüldü. Mumcu’nun katilleri diye birileri kamuoyunun önüne çıkarıldı, ancak gerçek katiller, azmettiriciler ve daha da önemlisi Mumcu’nun ne için öldürüldüğü tam olarak aydınlatılamadı. 2001 yılında Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan’da Diyarbakır’da öldürüldü, cinayeti Hizbullah Örgütü üstlendi ancak kamuoyunun yaygın kanaati cinayeti onların tek başına yapmadığı. Gaffar Okan cinayetinin de perde arkası da aydınlatılamadı. Uğur Mumcu’nun en son Öcalan ve devlet arasındaki ilişki üzerine çalıştığı ve bu konuda kilit bilgilere ulaştığı bu nedenle öldürüldüğü kanısı oldukça yaygın. Aynı şekilde Gaffar Okan’ın da Diyarbakır Emniyet Müdürü olunca, Asayiş Şube Müdürlüğü’nü kendi prensibiyle çalıştırmaya başladığı ve JİTEM elemanlarına göz açtırmadığı biliniyor. Daha önce korucular, itirafçılar ve JİTEM elemanları şehir içinde kendi başına buyruk hareket etmeleri, topluma “Beyaz toros” sendromu yaşatmaları, istedikleri kişileri yakalayıp ‘Sizi Emniyet’e götürüyoruz’ deyip, kaybettirdikleri üzerine Okan’ın da tavır aldığı ve JİTEM’le sürtüştüğü o dönem tanıkları tarafından anlatılıyor. Bugün Diyarbakır’da ortaya çıkan kemikler o dönemin ölü tanıkları olarak karşımızda duruyor. Bu nedenle bu kemiklerin daha da çıkacağını tahmin etmek hiç de... Devamı

04 03 2012

KCK,"Terör örgütü" sınıfına alınıyor

KCK,Terör örgütü sınıfına alınıyor |  görsel 1

  KCK “Terör örgütü” sınıfına alınıyor… 22 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com KCK Operasyonları kapsamında tutuklamalar son hız devam ediyor. Bu operasyonlarla birlikte BDP teşkilatlarının neredeyse kolu kanadı kırıldı. Bunu ben söylemiyorum, toplantı yapamadıklarını söyleyen BDP’nin yerel teşkilatları ile gazeteci arkadaşlar ifade ediyor. Şehirlerde KCK’ya yönelik operasyonlar devam ederken, dağlarda da hava şartlarına bakılmaksızın PKK’nın lojistik merkezleri, sığınakları, kampları bombalanıyor ve takip yapılıyor. Kış aylarında PKK, çok az bir unsurunu bırakarak sınır dışına çekilir, ilkbaharla birlikte eylemlere başlardı. Bu yıl PKK militanları Türkiye’yi terk etmedi. PKK’nın bu hamlesine karşılık, Silahlı kuvvetlerde bu yıl sınır içlerini kış aylarında olmasına karşın yoğun bir bombalamaya tabii tuttu. İki tarafta da bu yıl alışagelmişin dışına çıktı Süreç tutuklama ve operasyonlarla devam ediyor. Bu süreç içerisinde en önemli ayrıntılardan bir tanesi KCK’nın “terör örgütü” sayılması ile ilgili olarak Van’dan yerel bir mahkemenin Yargıtay’a gönderdiği ve Yargıtay’ın da bugünlerde karar vereceği bir dava ile ilgili. Söz konusu davada KCK’nın “terör örgütü” sayılması isteniyor ve aldığım bilgilere göre bu dava yakın zamanda bu noktada sonuçlanacak. Öncelikle şehir yapılanması olarak kamuoyuna sunulan, daha sonra ise çatı örgütü denilen KCK sisteminin esasında bütün yapıların başında olduğu biliniyor. Murat Karayılan’ın da KCK’nın başı olduğu düşünüldüğünde bu... Devamı

17 02 2012

KÜRT SORUNU-BARAN DERGİSİ RÖPORTAJI

  Kürt meselesini, Pkk’nın yapmış olduğu eylemler ışığında değerlendirir misiniz? PKK’nın yapmış olduğu son saldırı, geliyorum diyen bir saldırıydı. Birincisi; İstihbarat örgütü bunu çok net biliyordu ve bunu   Şemdinli  olarak tahmin ediyordu.İkincisi; Cumhurbaşkanı saldırı olan mevziiye kadar gidip, üç gün sonra dönüyor. Başbakan’ın annesini Fatih Camiinde uğurlarken, günler öncesinden istihbarat buraya geldi, her tarafı didik didik etti, tedbir alacağı sokağı öğrendi, kimin nerede duracağını, hangi binaya keskin nişancı yerleştireceğini tespit etti ve tüm bunları ayarladı. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı gidiyorsa, sen tüm istihbaratı yapmışsındır. O helikopter gidince nereden saldırılabilineceğini, nereye konumlandırılabileceğini tüm bunlar tespit edilmiştir. Fakat tüm bunların yanında eğer biri, üç gün sonra senin mevziine kadar gelebiliyorsa, burada iki şey var; ya çok ciddi istihbarat zafiyetin var ya da, içerden birisi bilgi sızdırdı Yapılan soruşturma içeriden bilgi olmadığını söylüyor. Biz bunları tartışırken, Türkiye kamuoyunun üzerine gitmediği enteresan bir şey vuku buldu; Dağlıca saldırısında komutan olan Onur Dirik, Habertürk’e bir demeç verdi ve şunları söyledi; Dağlıca saldırıları sırasında heronlar vardı. Biz o günkü TSK envanterine baktığımızda, heronların olmadığını biliyoruz. Ama hiçbir Allah’ın kulu çıkıp Onur Dirik’e şunu sormuyor; bu heronlar kimin? Neyin nesi? Aynı Onur Dirik –ne hikmetse- mahkeme ve hazırlık sürecinde bunlardan bahsetmiyor, bu da ayrı bir şey. Fakat böyle bir şey varsa, bunun çok ciddi sorgulanması lazım. Sokaktakilerin, İskenderun Saldırısından sonra, kafasında şöyle bir fikir var; ya PKK’ya istihbarat veriliyor ya da PKK’nın yanın... Devamı

15 02 2012

HAKAN FİDANIN TUTUKLANACAĞI BİR BUÇUK AY ÖNCE BİLİNİYOR MUYDU?

    BEYAZ TV’DE MÜTHİŞ İDDİA: HAAN FİDAN2IN TUTUKLANACAĞI BİR BUÇUK AY ÖNCE İFADE EDİLDİ Mehmet Eymür, Beyaz Tv’de “ACI KAHVE” Programında Abdurahman Şimşek ile katıldığı programda yakın döneme ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması noktasında ilginç açıklamalar yaptı. Eymür’ün konuşmasından satır başları: “Özer yılmaz Hrant Dink ile görüşen bir kişi…şuan Ankara da müşavir. Abdullah Öcalan ile operasyon faaliyet yürütürken hem kurum içerisinden hem kurum dışından askerlerden çok sıkıntı çektim. Dış servislerin Türkiye’deki uzantıları çok aktif. Yakaladığım CIA Ajanı yüzünden yükselemedim Gölcük’te Mehmet Eymür bir ton patlayıcı alıyor, Cumhuriyet’te manşet atılıyor, MİT bir ton uyuşturucuyu ne yapacak. Yeşil bizim elemandı. Yeşil Türkiye’de çok. Yeşil’in yaşadığını zannetmiyorum. Yeşil görev verilmiş bunu yerine getirmiş bir eleman. Yanlış emri kim vermişse odur yanlışı yapan. Yeşil Macar İsmaillerle görüşmeye gitti, Ankara’da Gülhanenin orada ondan sonra yok oldu. Mesut Yılmaz Başbakan, Demirel Cumhurbaşkanı, Karadayı Genelkurmay Başkanıydı…Sonra  Apo’ya haber gitti. Yalçın Küçük’ün beyanı var, “Mesut Yılmaz haber verdi” diyor. Amerika’da FBI ile CİA kapışır ama milli konularda kapışmazlar. Bizim dönemimizde emniyetin çıkar grupları ile çatışma vardı. Hakan Fidan daha yeni müsteşarlığa geldi. Teşkilatı tanıması beş sene alabilir. GES Komutanlığı eski bir dinleme istasyonu. Bu bir istihbarat faaliyeti, normali MİT’te olması gerekirdi.MİT kanununda var ama uyulmuyor. İstihbaratın tek elden toplanması. Devletin büt... Devamı

21 01 2012

İslami STK'ların Uludere Raporu

“ULUDERE’DEKİ KATLİAMIN ‘OPERASYON HATASI’ OLARAK SÖYLENMESİ, DEVLET VE İKTİDAR KİBRİNİN YANSIMASIDIR” 15 Ocak Pazar günü MAZLUMDER İstanbul Şubesi’nin organizasyonu ile Şırnak Uludere’ye giderek 28 Aralık gecesi katledilen Bujeh (Gülyazı) ve Roboski (Ortasu) köylerinden 34 kişinin ailelerine taziye ziyaretinde bulunan sivil toplum kuruluşları, bugün bilgi ve izlenimlerini bir basın toplantısıyla kamuoyu ile paylaştılar. Uludere taziye ziyaretine MAZLUMDER Genel Merkezi ile İstanbul, Sakarya, Malatya, Konya, Bursa, Kayseri Şubeleri, AKDAV, AKV, Medeniyet-Der, Hikmet Vakfı ve Özgür-Der katıldı. Basın açıklamasına, bölgeye giden bu kuruluşların yanında Akabe Vakfı, Fatih Akıncıları Derneği ve İHH da destek verdi. Toplantıda ilk olarak konuşan MAZLUMDER Genel Sekreter Yardımcısı Gazeteci-Yazar Nevzat Çiçek, heyetin bölgeye taziye amaçlı gittiğini, geç gidilmesinin sebebinin ise oradaki siyasi atmosferin dağılmasını hedefleyerek daha sükunetli bir ortamda sağlıklı görüşmeler yapmak olduğunu söyledi. Daha sonra MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar ortak basın açıklaması metnini okudu. Metinde öncelikle olayın “operasyon hatası” söylemi üzerine değerlendirilmesinin devlet ve iktidar kibrinin yansıması olduğu ifade edildi. Açıklamada “Bu katliamın Hükümet ve adli makamlarca hızla aydınlatılamaması, sorumluların adaletle yargılanıp cezalandırılmaması sonuçları tahmin edilemeyecek toplumsal felaketlerin habercisi olabilir. Halen resmi bir özür beyan edilmemesi ve katliam sonrası yaşanan bazı siyasi tartışmaların katliamın önüne geçirilmesinden son derece rahatsızız” denildi. KENAN ALPAY: SORUMLULAR YARGILANMAZSA İNSANLARIN ACILARI DİNMEYECEK Açıklamanın okunmasının ardından ... Devamı

21 01 2012

"Mazlumun dini sorulmaz"

  Mazlumun dini sorulmaz 19 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Yıllar önce Diyarbakır’ın küçelerini dolaşırken evin birinde patlıcan saplarının kurutulduğunu görünce şaşırmıştım. Ev sahibi yaşı teyzeye bunları niye kuruttuklarını sormuştum. Kadıncağızın verdiği cevap “Ermeni komşularımızdan öğrendik bunu. Eskiden fakirlik çok fazlaydı. Kışın bunu yemeğin içerisine koyunca et lezzeti verir. Bizde hala et alamadığımız için Ermeni komşularımızdan kalan bu geleneği sürdürüyoruz” demişti. Hrant Dink’in ailesinin memleketimiz Gerger’den Malatya’ya gittiğini söylerler. Doğrumudur, yanlış mıdır bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa oda bir Anadolu insanıydı. Bir hemşerimden farkı yoktu Öldürülmeden bir hafta önce Taksim’de en son bir panelde karşılaşmıştık, benim için Kirve Hrant olacak kadar yakındı. İnsancıldı. Korkmadan düşüncelerini anlatıyordu. Ölüm haberini aldığımızda Nokta Dergisi’nde çalışıyordum. Dergide ağlayan arkadaşlarımız, nasıl olur diye bağıranlarımız vardı. Olan olmuştu. Betonun üzerine altı bir delik ayakkabı ile bir insanın üzerine gazete örtülerek, öldü denilmişti. Öldürenler belli ki sistemli çalışmıştı. Olayın izini sürmek için Trabzon’a gitmiştim, orada ki izlenimim de bu olayın planlı bir şekilde yapıldığıydı. Vicdan sahibi herkes bunu böyle anlatıyordu. Hrant’ın vurulması sırasında daha sonra ortaya çıkan görüntüleri de izleme şansı bulmuştum. Orada da Samast’ın yalnız olmadığına olan inancım tamdı. Ergenekon Davası sırasında yakalanan kişilerin polis ifadelerini bir arkadaşımız aile ile paylaşmıştı. Hrant&r... Devamı

21 01 2012

"Dilan, Başbakan Erdoğan'dan ne bekliyor"

  Dilan, Başbakan Erdoğan’dan ne bekliyor? 17 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Uludere’ye doğru yol alıyoruz, ölen 34 kişinin ailesine taziye ziyaretinde bulunmaya, acılarını paylaşmaya, onlarla dertlenmeye gidiyoruz. Giderken ne bir siyasi hesabımız, nede başka bir amacımız var. Yanlış anlaşılmasın diye yanımıza kamera bile almıyoruz. Kurum temsilcilerinin yanlarında getirdiği fotoğraf makineleri ile gittik Gülyazı’ya Yerde beyaz bir kar ve etrafını çeviren dağlar var. Giderken solumuzda Gabar, sağımızda Cudi dağları. Gece dağların doruklarına yapılan karakolların ışıkları uzay üssünü andırıyor. Yanımızdaki arkadaş, “iki yılda bu karakollara yol götürmek için 250 milyona yakın para harcandı” diyor, ah ederek Sınıra yakın gittiğimizi ilk önce cep telefonunuza gelen mesajdan anlıyoruz, ayar yapmamız isteniyor. “Karşısı Irak toprağı” diyor bizimle birlikte gelen Şırnaklı. Altı saatlik bir yolculuktan sonra bizi camii önüne dizilen kurban yakınları karşılıyor. Kürtçe, Türkçe “Allah sabır versin” diyoruz. Fatiha okuyoruz, sizinle dertlenmeye geldik diyoruz. Uzun bir sessizlik oluyor, sözler gözlere vuruyor kendini. Caminin arka tarafından kadınlar ölen çocuklarının fotoğraflarını takıp gelmişler, onlara da sabır diliyoruz. Koca koca adamlar ağlamamak için zor duruyoruz, sonunda göz yaşlarımızı cami halısına bırakanlarımız oluyor. Heyetimizde yer alan kadınlar, kadınlarla konuşuyor, arka taraftan onların duygusal konuşmaları ve kızgınlıklarını erkeklerde de görüyoruz. Kendilerini yalnız bırakılmış hissediyorlar, en çok Başbakan Erdoğan kızıyorlar, kızgınlıklarının sebebi ona çok güven duymala... Devamı

21 01 2012

Demirel ve Kılıçdaroğlu'nun Danıştay saldırısından haberi va

  Demirel ve Kılıçdaroğlu’nun Danıştay saldırısından haberi var mıydı? 15 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Adı Muzaffer Ergin, Ankaralı bir iş adamı. Süleyman Demirel’in kardeşi Hacı Ali Demirel ile iş ortaklığı yapmış. Ergin, “Yeşil’le Hacı Ali Demirel’in villasında üç kez karşılaştım. Süleyman Demirel’e ‘Beyefendi’ diye hitap ederdi. İsmini Hasan Kütük olarak değiştirmişti. Sakal ve bıyıklarını kesmişti ve takım elbise giyiyordu.” Diyerek Yeşil’in yaşadığını söyleyen kişi Muzaffer Ergin, 16 Aralık 2011 tarihinde Meçhul cinayetler soruşturması kapsamında Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Savcısı’na da ifade verdi. Ergin’den önce Mehmet Eymür, Sedat Peker, İbrahim Şahin gibi isimlerde Meçhul cinayetler soruşturması kapsamında ifade veren diğer isimler. Ergin, daha sonra Ankara emniyetine de çok geniş bir ifade verdi. İstanbul’da 2002 yılında kurulan bir Kadı Mahkemesi’nin görgü tanığı. Bu nedenle CHP’li Yılmaz Ateş, Önder Sav, Mustafa Özyürek’le defalarca görüşen bir isim. O dönem söyledikleri AK Parti aleyhinde olduğu için Muzaffer Ergin, başta Ulusal Kanal, Başkent TV, BRT, Uğur Dündar ve Kadir Çelik’in programlarına çıkıp bir şeyler anlatıyor. İsmail Ağa’da işlenen cinayetlerden sonra, programlarda Danıştay’a yapılacak saldırıyı anlattığını ancak bant çekilen programların bunu makasladığını ifade ediyor. Muzaffer Ergin, Objektif Programının İsmail Ağa Cami Önünde çektiği görüntülerde Davut Yavuz isimli kişinin de görüntüsünün farkında olmadan alındığını ifade ederek, bu şahs... Devamı

21 01 2012

"Başkaldırının yılı"

  “Başkaldırının yılı” 12 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Uluslararası Af Örgütü Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Suriye, Bahreyn, Irak özelinde ve aynı zamanda Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi genelinde 2011’deki insan haklarını inceleyen bir rapor yayımladı. Uluslararası Af Örgütü geçen yıl yaşanan olaylara dair hazırladığı raporda, baskı ve devlet tarafından uygulanan şiddetin, bölgedeki hükümetler ve uluslararası güçler kendilerinden istenen değişimin boyutlarının farkına varmazsa 2012’de de Orta Doğu ve Kuzey Afrika için sorun teşkil etmeye devam edecek gibi göründüğü açıklamasında bulundu. 80 sayfalık Başkaldırının Yılı: Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da İnsan Hakları Durumu raporunda Uluslararası Af Örgütü, gerekli reformlar için yapılan eşi benzeri görülmemiş çağrılara direnme çabasıyla bölge çapındaki hükümetlerin 2011’de aşırı şiddete başvurma konusunda nasıl hazır olduklarını göstergesi bakımından önemli. Uluslararası Af Örgütü, bölgedeki protesto hareketlerinin, protestocuların hırslı hedeflerini terk ettiği ya da parça parça yapılan reformları kabul ettiğine dair çok az bir belirti gösterdiğine dikkat çekiyor raporda. Raporda ülkelerin durumu kısaca şu şekilde sıralanmış: “Tunus, Mısır ve Libya’da uzun süredir başta olanların devrilmesiyle oluşan olumlu havaya rağmen, Uluslararası Af Örgütü elde edilen kazanımların henüz, benzer hak ihlallerinin tekrarlanmamasını güvence altına alacak ana kurumsal reformlarla sağlamlaştırılmadığına dikkat çekti. Tunus&rsq... Devamı

21 01 2012

"Keser döner sap döner gün gelir hesap döner"

  “Keser döner, sap döner gün gelir hesap döner” 10 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanması üzerine çok şey yazılıp çiziliyor. Başbuğ, “örgüt yöneticiliği”, “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçlarından İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklandı. Başbuğ’la ilgili olarak bu yazı kaleme alındığında avukatları itiraz başvurusunda bulundu ve Başbuğ’un Yüce Divan’da yargılanması gerektiğini ifade etti. Sonucu bekleyip göreceğiz Ancak, Başbuğ’un tutuklanması üzerine hiç kimse Terörle Mücadele Kanunu’nun anti demokratik tavrı üzerinde bir değerlendirme yapma ihtiyacı hissetmiyor. 2005 yılında Cemil Çiçek döneminde Silahlı Kuvvetler, Terörle Mücadele Kanunu’nun daha da sertleşmesini istemişti. O dönem başta MAZLUMDER ve İHD olmak üzere itirazda bulunan insan hakları örgütlerinin çağrılarına da kimse cevap vermemişti. Ne acıdır ki, Türkçedeki “Keser döner, sap döner gün gelir hesap döner” sözünden hareketle o hesap bugün fazlasıyla askerin aleyhine döndü. İlkesel bir duruş sergilemediğiniz sürece bu tür hesapların yarın başkalarını da bulma şansı oldukça fazla. Peki, ne yapmak gerekiyor. Türkiye’de Terörle Mücadele Kanunu’nun değiştirilmesi ya da komple kaldırılması noktasında görüşler mevcut, MAZLUMDER -İHD- TESEV ve aydınların çok fa... Devamı

21 01 2012

Deli-şeyh-hukuk

  Deli-Şeyh-Hukuk 08 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com TÜRKİYE’de ortaya çıkan bütün gelişmelerin bir devam noktasında olduğunu değerlendirenlerimiz ve buna göre tavır alanlarımız var. Bir komutan tutuklandığı ya da başka bir insan içeri alındığında, “Bize de 28 Şubat’da böyle yapmışlardı” cümleleri çıkmaya başlıyor. Bir hesaplaşma algısı içersinde devam eden sorgulamalar ve tutuklamalar ne yazık ki, gerçek anlamda meselenin sorgulanmasına izin vermediği gibi hem hukuku hem de yargıya olan güveni zedeleyebiliyor. Boru ve bir parça kağıt üzerinden yapılan değerlendirmeler, kuvvet kademesinde sanki bu düşüncenin yeni ortaya çıktığı tezi işleniyor. Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un da, 27 Mayıs darbesini yapan ve kendi Genelkurmay başkanını tutuklayanların aslında beslendiği kaynakların hepsi ne yazık ki halkın beslendiği kaynaklarla aynı değil. Siyasal partiler ve silahlı kuvvetler arasındaki ilişkide son döneme kadar her şeyi belirleyen silahlı kuvvetlerin kendisiydi. Bir partinin hükümet olmayla iktidar olma farkını ona hissettiren kurum da ordunun ta kendisiydi. Yoldan çıktığına inanıldığı an muhtıra vermek, darbe yapmak bunun sonucuydu. Hurşit Tolon’un Ege Ordu Komutanı iken AK Parti’nin iktidara gelmemesi için hazırladığı raporu dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e sunabiliyor olması da aslında bu kuvvet komutanlarının nasıl bir gelenek üzerinden geldiğinin de en güzel örneği. Halka rağmen halk için karar vermeyi kendileri için görev bilenler, halkı yönlendirmek içinde yapılması gerekenleri görev tanımları içerisine sokabiliyor. Bugün Ergenekon,... Devamı

21 01 2012

Medya ve istihbarat arasında kalan ölümler

  Medya ve istihbarat arasında kalan ölümler 05 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Şırnak Uludere Ortasu Köyü, yüreklerin yandığı, yüreklerin yaktırıldığı bir köy. 135 haneye sahip Ortasu köyünde diğer köylere nazaran nüfus göç vermemiş; 1990 yılında bin 110 kişinin yaşadığı köyde, nüfus 2000 yılında 821, 2011 yılında ise 954 kişi olarak kayda geçirilmiş. Nüfusun başlıca geçim kaynakları, hayvancılık, kömür ve tarım olarak kaydedilmiş devletin resmi bilgilerine, kaçakçılık görülmek istenmemiş, ya da kayıt dışı olduğu için evrakta da kayıt dışına itilmiş. Sekiz öğretmenin bulunduğu köyde dört çoban ve 80 korucu resmi kayda geçirilmiş. Köy sıfır noktasına yakın bir köy. Son yapılan seçimde AK Partinin köyden aldığı oy 14, CHP’nin 3 ve BDP’nin desteklediği bağımsız aday Selma Irmak’ın oyu ise 392 kişi. Bu tablolar üzerinden hemen birileri biz bunların zaten onlarla birlikte olduklarını biliyorduk tezini işlemesin, ben başka bir sosyolojik gerçeğe dikkati çekiyorum. Katliam ve Ortasu ile ile analiz yapanların birinci olarak cevaplaması gerektiği birinci soru PKK’ya karşı kurulduğu söylenen bir yapının BDP’ye oy vermesini nasıl açıklamak gerekiyor? Acaba buradan kendi okumalarımızı da masaya yatırmamız gerekmiyor mu? Bölgede kaçakçılık üzerinden meseleyi tartışmaya açmak Uludere’de yapılanları meşrulaştırmaktır yada manipülasyon yapmaktır. Kürtçe Hattın aşağısı, hattın yukarısı diye bir deyim vardır. Kaçakçılık yıllardır bölgenin gerçeğidir ve Uludere’de ... Devamı

21 01 2012

GERGERLİ SUNA

  Gergerli Suna 03 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Nevzat Çiçek, Yazarlar   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Adıyaman-Gerger, uçsuz bucaksız ülkemde ufak bir yerleşim alanıdır. Memleketimdir, Fırat’ın kenarında Nemrut Dağı’na komşudur. Nüfusunun büyük bir çoğunluğu gurbette yaşayan, kadim bir tarihin merkezidir aynı zamanda. İlçede neredeyse herkes bir biriyle akrabadır ya da bir çeşit akrabalık bağı olarak kabul edilen kirvedir Ahmed Arif’in fukaralıktan karışır tavuklarımız (kabilinden dediği gibi,) kendi halinde bir ilçedir Gerger. Gerger’de siyaset aileler üzerinde yürür. Bu sebeple aynı aile bireylerinin birden çok partide yer aldığını görmeniz mümkündür. Gerger’de siyasi ideolojiden çok ailelerin nerede yer aldığına bakılır. Aynı aile, MHP’nin de, CHP’nin de, AKP’nin de ilçe başkanlığını dönem- dönem sürdürebilir. Oylar ailelerin hangi partide olduğuna bakılarak kullanılır. İlçe büyükşehirlere çok göç vermiş. Gergerlilerin İstanbul’daki sayısı yüz binleri geçiyor. Sultangazi, Esenler, Bağcılar, Başakşehir gibi ilçelerde ciddi oy potansiyeline sahipler. Gerger’in ilk dönem gurbetçileri hamallık yaparlardı. Kazlıçeşme ve Tahtakale’de çok sayıda Gergerli hamal bulunurdu. Şuan Tahtakale ve İstoç gibi yerlerde hamal piyasasında hala söz sahibidirler. Hamallardan sonra Gedikpaşa’da çalışanlar gelmeye başladı, makineci, overlokçu olanlar baraj sebebiyle, kamulaştırılan arazilerinin parasını alınca tekstil piyasasında özellikle de Laleli piyasasında kısa sürede söz sahibi oldular. Şuan uluslararası p... Devamı

13 01 2012

Ankara'dan Van'a mektup kardeşliği

Ankara Dikmen Bilgi İlköğretim Okulu 3/B sınıfı minik öğrencileri yaşanan deprem nedeniyle Vanlı kardeşlerine mektup göndererek, geçmiş olsun dileklerinde bulundular. Ankaralı öğrenciler bunun yanı sıra atkı ve bere de gönderdiler http://www.sehrivanhaber.com/haber_yorumla.php?haber_no=9749&kat=3 Vanlı işadamı Burhan İnan ile gazeteci Nevzat Çiçek’in sosyal paylaşım sitesi twitter’da başlattığı proje kapsamında Ankaralı minikler tarafından Vanlı öğrencilere gönderilen mektup, bere ile atkılar, Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda düzenlenen törenle Vanlı öğrencilere verildi. Okudukları mektupları karşısında duygulanan Vanlı öğrenciler Dikmen Bilgi İlköğretim Okulu 3/B sınıfı öğrencilerine mektuplarıyla teşekkür etti. Vanlı öğrencilerin mektupları bugün postaya verilecek. Sosyal paylaşım sitesi twitter’deki hesabında kampanyayı başlatan Vanlı İşadamı Burhan İnan, duyarlılıklarından dolayı Ankara Dikmen İlköğretim Okulu 3/B öğrencilerine teşekkür ederken, bu davranış ülke geneline örnek olması gerektiğini söyledi. Depremden sonra ülke genelinde yaşanan yardımlaşma ve dayanışma çalışmalarının son derece anlamlı olduğunu ifade eden İnan, “Minik öğrencilerimizin bu tür bir kampanyaya katılmaları, dayanışması duygusunun yanı sıra kardeşliğimizi de pekiştirmiştir. Elbette bu projeyi başlatırken amacımız sadece atkı, bere değildi. Bu zor günlerde birbirimizi anlamamız açısından son derece önemliydi. Çocuklarımızın başlattığı bu anlamlı proje emin olun büyüklerimizi daha da harekete geçirecek” şeklinde konuştu. Bu ve benzeri projeleri devam ettireceğini söyleyen Burhan İnan, “Van’daki stokların tükendiğini biliyoruz. Yardımların kesilmemesi lazım. Onun için bu ve benzeri projelere ihtiyaç vardır. Bu... Devamı

05 01 2012

ULUDERE FACİASI İLE İLGİLİ 715 STK'NIN ORTAK AÇIKLMASI

  BASIN AÇIKLAMASI               Şırnak’ın Uludere İlçesine bağlı Roboski köyü sakinlerine yönelik olarak Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen hava saldırısında çoğunluğu çocuk olan 35 kardeşimizi kaybettik. Bu kirli savaş, 35 masum canımızı daha toprağa düşürdü.             Sivillere yönelik bu katliamı kınıyor, yaşamını yitirenlere Allahtan rahmet, yakınlarına ve tüm halkımıza başsağlığı sabır ve metanet, yaralılara acil şifalar diliyoruz.               Kadim coğrafyanın acılı halkı bir kez daha ölümle sınandı. Yine yürekler parçalandı; analar ve babalar evlat acısına gark oldu.   Gökyüzüne yükselen feryatlar bu zulmü görün dedi bir kez daha. Gözyaşlarımız dondu yüreğimize kan doğrandı.   1990’lı yıllardaki bireysel faili meçhul cinayetlerin yerini aleni cinayetler ve toplu kıyımlar almıştır. Bu olay son dönemlerde kimi hükümet çevrelerinin toplumun tamamını bir suçlu olarak gösteren yaklaşımlarından bağımsız olarak değerlendirilemez. İçişleri Bakanının tüyler ürperten demecinden hemen sonra bu olayın yaşanması, hükümetin şiddet politikalarında ısrarını göstermektedir. Bu olay, Kürt Meselesini bir asayiş meselesi olarak gören hastalıklı yaklaşımın kaçınılmaz bir sonucudur.   Kürt meselesi gibi siyasal, sosyal, ekonomik yönleri olan bir meselenin güvenlik esaslı politikalarla çözülemeyeceğini defalarca dile getirdik. Yaşanan katliam, hükümetin ısrarlı bir şekilde yürüttüğü bu güvenlik politikalarının sonucu ... Devamı

01 01 2012

Vicdanların bombalanması

  Vicdanların bombalanması   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Uludere’de yaşanan sivil katliam üzerine çok fazla komplo teorisi yazılıp çiziliyor. Basın yayın organları katliamı görmezden gelirken, daha ölenler katırlarla taşınmadan bir kısım yazarlarımız istihbarat bilgisinin MİT’den verildiğini ifade etti. Hükümet adına, Genelkurmay adına, MİT adına ilk önce açıklama yaptılar. Sebep ne olursa olsun yaşananlar, katliamdır. Acı olan, devlet içerisine gücü ele geçirmek isteyenlerin, kendi dediklerini yaptırmak isteyenlerin bu tip aşağılık oyunlarla hem hükümeti hem de toplumu yönlendirme çabasının olmasıdır. Bunların kimler olduğunu bilmiyoruz, bildiğimiz bir şey sağlıklı bir soruşturma yürütülürse, korkmadan gerçekler açıklanırsa biz de kendi siyasi emelleri için insanlarına bomba yağdırmaktan çekinmeyen bu yılan ve çıyanları tanıyabileceğiz. Türkiye’nin PKK ile mücadelesinde istihbarat her zaman sorunlu olmuştur. Düne kadar devle kurumları birbirlerinden istihbarat saklardı ve bir birine güvenmezdi.Bu güven sorununun hala aşıldığına inanmıyorum. PKK ile mücadele de ,telsiz dinleme istasyonları, yerel kaynaklar, ajanlar üzerinden alınan istihbaratı biz kendi imkanlarımızla alabiliyoruz. Ancak iki istihbaratı özellikle Amerika’dan alıyoruz. Bunlardan bir tanesi Thuraya Uydu Sistemi denilen uydu telefonlarının dinlenmesi, diğeri de İnsansız Hava Araçlarından alınan görüntülerdir. Türkiye’nin İnsansız Hava Araçlarından (İHA) aldığı görüntülerin ABD üzerinden geldiğine dikkat çeken uzmanlar, “Bilgiler Türkiye’ye kasıtlı olarak yanlış verilmiş olabilir. Diğer bir ihtimal ise bilgilerin verilme aşamasında... Devamı

01 01 2012

Adnan Menderes-Kürt meselesi ve CHP

  Adnan Menderes-Kürt meselesi ve CHP   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com “Sanırım ekim ayıydı. Ben arkadaşlara dedim ki: “Adnan Menderes’le konuşmak istiyorum. On sene memleketi idare etmiş bu adam. Aldık adamları, koyduk Yassıada’ya ama hiç birimiz konuşmadık. Kendisiyle görüşüp doğrudan fikir sahibi olalım. Orhan Erkanlı, Dündar Seyhan, İrfan Solmazer, Orhan Kabibay, Fazıl Akkoyunlu ve ben, Yassıada’ya gittik. Ada komutanı Tarık Bey’e isteğimizi söyledik. “Adamı rahatsız etmeseniz olmaz mı? Çok ürkek” dedi. Ben, “Hayır, konuşacağız” dedim. Diğer arkadaşlar pek taraftar değildi, ama sonunda “Peki” denildi. Biz salonda oturduk. Ortaya bir sandalye getirip koydular. Biraz sonra Adnan Menderes’i getirdiler. Zavallı bir durumdaydı. Bitmiş, tükenmiş, erimiş bir adam. Elbiseleri üzerinden düşüyor. Bitkin vaziyette sandalyeye oturdu. Baktım, çok gergin bir hava var, kalktım sigara ikram ettim. O tarihte Yenice sigarası içiyordum. Onun da aynı sigarayı içtiğini duymuştum. Sigarasını yaktım bu onu biraz rahatlattı. Sonra daha samimi bir havada, “Biz sorgulama heyeti değiliz. Sizi sorgulamaya gelmedik, sohbete geldik” dedim. Bunu üzerine biraz daha rahatladı. Yüzündeki o gerginlik kayboldu. Kendisine çeşitli sorular yönelttik. Ben fikirlerini öğrenmek için soruyordum, ama arkadaşlardan biraz suçlayıcı sorular da geldi. Örneğin ben şunu sordum: “Kürt sorunu, Türkiye’nin önemli bir sorunudur. Siz hükümet olarak ne yapmayı düşünüyordunuz?” Şöyle ilginç bir yanıt verdi: “Bizim çözümümüz demokrasiydi. Halka vereceğimiz serbestlik... Devamı

25 12 2011

YEMEYİN BİZİ

  YEMEYİN BİZİ Türkiye geçmiş dönemde yaşanan hukuksuzluklarla hem içeride hem de dışarıda  boğuşuyor; Ergenekon, faili meçhuller, ittihatçıların günahları  uğraştığız temel meseleler olarak karşımızda. Bugün uğraştığımız günahların çoğunu, kendini devlet yerine koyan, suç ve cezayı kendisi belirleyen, kendisi yargılayan,  cezayı kesen bir zihniyetin eseri. Seçilmiş hükümetlere iktidar olamayacağını söyleyen sistem, ne yazık ki bizde saray baskınlarını yapan zihniyet. Hareket Ordularını yürütenlerle, günümüzde sivil eylemler adı altında Ergenekon yapılanmasına gidenlerin arasında hiçbir fark yok. Demokrasi adına hepsinin günahı sistemimizin içerisinde, bir abse gibi duruyor. Geçmişten gelen bu kötü, acımasız, hukuksuz mirası ne yazık ki yeni döneme de taşırken hiç değiştirmedik. Bu sistemde, PKK ile mücadelede teslim olanı önce İtirafçı yaptık, sonra PKK’ya karşı savaştırdık. Yetmedi, çek senet işinde, uyuşturucu taşımada ve parazitleri temizlemekle görevlendirdik. Hasmımızı, iş ortağımızı,rakip aşireti temizlerken, “her şey vatan için” diye inandırdık. Sistem içerisinde resmi emirlerle katiller yetiştirdik. Devlet için kurşun atan da yiyendir dediklerimizin kendisi de inanmadı devlet için kurşun atıp yediğine. Kullanıldıklarına inananlar, vicdanları sızlayanlar dönem - dönem bu yapılanların yanlış olduğunu söyledi,  ancak sisteme giriş kolay çıkmaksa çok zordu. Bu nedenle çoğu yanlış yapmaya devam etti. Ayhan Çarkın, bu yanlış yapanlardan biriydi. 1962’de Erzurum’da doğarken o bile nasıl bir yola gireceğini bilmiyordu. 1985 yılında Özel harekâtçı olmasıyla, silahı beline takmış ve b... Devamı

22 12 2011

Faili Meçhuller ve mezar taşı

  Faili meçhuller ve mezar taşı   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com TÜRKİYE, PKK ile mücadelesinde ne yazık ki ülkedeki ekonomik kaynakların yanı sıra, vatandaşın devletle olan güvenini de kaybetti. Dağdaki insanla hukuk içinde mücadele olmaz diyen devlet görevlilerin demokrasi dışı, hukuk dışı uygulamalarını ne yazık ki bir dönem devlet politikası haline getirildi Bir zamanlar beyaz Toros taksi ile özdeşleşen korku, köprü altlarında bulunan cesetler, evlerinden alınan insanların geri dönmemesi neticesinde toplumsal belleğimizi faili meçhul cinayetler işgal etti. Ne yazık ki hala o işgal sona ermiş değil. Faili belli ancak faili meçhul bırakılan cinayetlerin önemli durakları oldu; Güneydoğu’nun tamamı, Bolu-Hendek-Adapazarı önemli merkezler halini aldı. Öyle ki bu cinayetler sınır ötesine de taşındı. Önce PKK’da devlete karşı savaşanlar yakalandı, itirafçı yapıldı, sonra da PKK’ya karşı kullanıldı. Yetmedi, büyükşehirlere gelen komutanlar yanlarında getirdikleri bu itirafçılara cinayetler işletti, faili meçhuller yaptırdı. Bütün bunların geride kalması gerekiyor. Türkiye, geçmişiyle yüzleşme adına bir takım adımlar atmaya çalışıyor. Atılan adımların varlığı bile belirli evreleri ürkmekle kalmıyor, onların uykularını kaçırıyor. Türkiye’nin yeni yüzleşme dönemindeki en büyük şansı, cinayet işleyen insanların kullanıldıklarını fark etmeleri ve vicdana gelmeleri. Hüseyin Oğuz, Abdülkadir Aygan, Kahraman Bilgiç, Ayhan Çarkın ve benzeri bir çok kişi, ya yaptıklarının yada şahit olduklarının vicdanları sızlattığını biliyor ve bu nedenle o zaman vatan aşkına, görev aşkına işledikleri bu cinayetlerin hiç de bu amaca hizmet... Devamı

22 12 2011

YSK,MECLİSTEN ÖNCE KARAR VERİRSE NE OLUR?

  YSK, Meclis’ten önce karar verirse ne olur?   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com 23. Dönem’de hazırlanan ancak kadük kalan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu Tasarısı, yakın zamanda Anayasa Komisyonu’nda görüşülecek. AK Parti, tasarıya Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin yedi yıl olduğuna ilişkin düzenleme koyacak. Meclis’e getirilecek tasarıya “12. Cumhurbaşkanı 2014′te seçilecek” ifadesinin konulması ve Gül’ün kendisinden önceki 10. Cumhurbaşkanı gibi 7 yıllığına ve bir defalığına seçildiği” özelikle vurgulanacak. Abdullah Gül’ün görev süresinin yedi yıl olması gerektiği noktasında, AK Parti içerisinde sesler yükselmeye başladı. Başbakan Erdoğan bu yönde yasa teklifinin en kısa sürede Meclis’e geleceğini ifade etti. Meclis Başkanı Cemil Çiçek tartışmalar başlayıp top kendisine atıldığında, “Seçimle ilgili bir şey söz konusu olduğunda, bunun kararını kural koyan organ olduğu için Meclis verir, bunun uygulamasını ve uygulamaya dayalı yorumları da YSK yapar. Dolayısıyla kararı verecek bu iki merciden birisi olabilecektir” demişti. Ankara’da derin çevreler cumhurbaşkanlığı görev süresi üzerinden çok büyük bir planı devreye koymaya çalışıyor. Ankara’da yürürlüğe konmaya çalışılan plana göre, Meclis’te görüşmeler devam ederken Yüksek Seçim Kurumu, kendisine yapılan başvurulara da atıf yaparak Cumhurbaşkanının görev süresi ile ilgili bir karar açıklayacak. Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili Abdullah Gül’ün görev süresi ile ilgili, YSK’da, Yargıçlar ve Savcılar Sendi... Devamı

22 12 2011

TARİKAT VE ŞEYH

  Tarikat ve şeyh   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Tarikat; bir şeyh ve onun çevresinde halkalanan müritlerin oluşturduğu bir toplumdur. Bu tıpkı Hz. Peygamber ve onun çevresinde bir halka meydana getiren sahabenin yaşama tarzına benzer. Organize olmuş bir toplumun adıdır. Gerek şeyh ve müritleri arasında gerekse müritlerin kendi arasında uymaları gereken bir takım kuralları var. Buna tarikatın adap ve erkanı denir. Sıkı bir disiplin vardır, hakiki tarikatlarda. Tarikata bağlı kişilerin toplandığı yere ise tekke denir. İslam, tasavvuf, tarikat ve tekke iç içe geçmiş olan müesseselerdir ve bu nedenden dolayı bunların tahlili birbirinden bağımsız değildir. Dini hayatı, İslami hayatı yaşamak için tarikata girme zorunluluğu yoktur. Herkes tarikata giremez. Şeyh hakiki bir şeyh ise, tarikata girmek isteyen kişi bir hazırlık döneminden geçer, eğer bunu yaşamaya müsait değilse, ona şeyh der ki, “evladım sen bu işe göre değilsin, sen kendi hayatına göre yaşa İslamiyet’i. Namazını kıl, orucunu tut, ibadetini yap, ahlak kaidelerine uy, bize göre değilsin” Şeyh uygun bir dille bunu söylemeli ve tarikata almamalıdır. Bunun dışında tarikata girmeyi mahsurlu kılan birtakım sebepler de vardır. Yani hanım girecekse iznine bağlıdır. Baba evlat arasındaki bir takım ilişkiler, gözetilmesi gereken bu hassasiyet son dönemlerde gösterilmediğinden dolayı tarikatlarda yozlaşma fazlasıyla yaşanabilmektedir. Girilen tarikatta şeyhin gerçek şeyh olup olmadığını anlamak zor değildir. Şeyh veya mürşid ki ikisi aynı anlamdadır “İnsanı Allah’a sevdiren, Allah’ı insana sevdiren kişidir. Bir kişi eğer Allah’ı insanlara sevdiriyorsa, insanları da Allah’a sevdiriyorsa, Allah’ın sevgili kulu haline getiriyorsa o kişi hakiki m... Devamı

22 12 2011

TARİKAT VE ŞEYH

  Tarikat ve şeyh   Nevzat ÇİÇEK nevzatcicek@gmail.com Tarikat; bir şeyh ve onun çevresinde halkalanan müritlerin oluşturduğu bir toplumdur. Bu tıpkı Hz. Peygamber ve onun çevresinde bir halka meydana getiren sahabenin yaşama tarzına benzer. Organize olmuş bir toplumun adıdır. Gerek şeyh ve müritleri arasında gerekse müritlerin kendi arasında uymaları gereken bir takım kuralları var. Buna tarikatın adap ve erkanı denir. Sıkı bir disiplin vardır, hakiki tarikatlarda. Tarikata bağlı kişilerin toplandığı yere ise tekke denir. İslam, tasavvuf, tarikat ve tekke iç içe geçmiş olan müesseselerdir ve bu nedenden dolayı bunların tahlili birbirinden bağımsız değildir. Dini hayatı, İslami hayatı yaşamak için tarikata girme zorunluluğu yoktur. Herkes tarikata giremez. Şeyh hakiki bir şeyh ise, tarikata girmek isteyen kişi bir hazırlık döneminden geçer, eğer bunu yaşamaya müsait değilse, ona şeyh der ki, “evladım sen bu işe göre değilsin, sen kendi hayatına göre yaşa İslamiyet’i. Namazını kıl, orucunu tut, ibadetini yap, ahlak kaidelerine uy, bize göre değilsin” Şeyh uygun bir dille bunu söylemeli ve tarikata almamalıdır. Bunun dışında tarikata girmeyi mahsurlu kılan birtakım sebepler de vardır. Yani hanım girecekse iznine bağlıdır. Baba evlat arasındaki bir takım ilişkiler, gözetilmesi gereken bu hassasiyet son dönemlerde gösterilmediğinden dolayı tarikatlarda yozlaşma fazlasıyla yaşanabilmektedir. Girilen tarikatta şeyhin gerçek şeyh olup olmadığını anlamak zor değildir. Şeyh veya mürşid ki ikisi aynı anlamdadır “İnsanı Allah’a sevdiren, Allah’ı insana sevdiren kişidir. Bir kişi eğer Allah’ı insanlara sevdiriyorsa, insanları da Allah’a sevdiriyorsa, Allah’ın sevgili kulu haline getiriyorsa o kişi hakiki m... Devamı