• Arkadaşlarım

  • Bağlantılarım

26/3/2009 · Kategori: KİTAPLARIM

Sivilleşen puşi, sarığı ortaya çıkardı


Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu en iyi tanıyan gazetecilerden biri olan Nevzat Çiçek, geçtiğimiz günlerde yayınlanan kitabı Puşi ve Sarık'ta Kürtlerin son birkaç yıl içinde geçirdikleri 'ince' değişime işaret ediyor. Çiçek, AKP'nin bölgede giderek yükselen popülaritesini ilginç bir tezle açıklıyor...




Sivilleşen puşi, sarığı ortaya çıkardı

22 Temmuz seçimlerinden sonra belki de en çok tartışılan konu AK Parti’nin ülke genelinde kazandığı başarıdan öte Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde aldığı yüksek oy oranıydı. Öyle ki bölgenin asıl siyasi aktörü olarak bilinen Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) desteklediği bağımsız adayların aldığı oyun iki katını yakalamıştı.

Seçim sonrası tartışmalara konu olan bu çarpıcı durum için yapılan genel değerlendirme, Kürt vatandaşların seçimi rejim referandumu olarak görerek dini hassasiyetleriyle hareket ettiği ve seküler politikaların bölgede anlamını yitirdiği şeklindeydi.

Neredeyse Cumhuriyet tarihi boyunca terörle, çatışmayla, göçle hareketli günleri bitmeyen bölgede yaşanan böylesi bir değişimin altında yatan asıl gerçek neydi? Seçimlerden beri bu değişim üzerine çok şey yazılıp çizilse de kısa soluklu değerlendirmelerdi geneli.

Fakat bölgeyi yıllardır takip eden genç bir gazetecinin özellikle son dört yılı kapsayan geniş kapsamlı araştırması sorunlarından arınmaya çalışan topraklarda gelişen değişimi apayrı bir gözle anlatıyor.

 Darbe günlükleri, asker-STK ilişkileri gibi gündemi sarsan haberleri nedeniyle kapısına kilit vurulan Nokta Dergisi’nde hazırladığı çarpıcı kapak dosyalarıyla adını duyuran Nevzat Çiçek, Hayy Kitap Yayınları arasından çıkan ‘Puşi ve Sarık: İslam, Kürt Sorununu Çözer mi?’ adlı kitabında medrese kültürünün Kürtler üzerindeki etkisinden halkın terör örgütü PKK ve Hizbullah’a bakışına, seküler Kürt milliyetçileriyle dindar Kürtler arasındaki mücadeleden 2000’li yıllardan sonra başlayan sivilleşmeye kadar önemli noktalara ışık tutuyor.

http://www.iyibilgi.com/images/haber/21067.jpg

Dinî değerlere saldırı, seçimi rejim referandumuna çevirdi

Meslek hayatına Taraf Gazetesi’nde devam eden Nevzat Çiçek, ilk olarak 22 Temmuz öncesi tüm Türkiye’de yaşanan kamplaşmanın bölgede daha keskin hissedildiğine dikkat çekiyor.

Kamplaşmanın sadece AK Parti ve DTP olarak iki ucu olduğunu ifade eden Çiçek, şöyle konuşuyor: “Seçimler bölge halkı için dinî hassasiyetler açısından rejim referandumu olarak algılandı. Halk, ‘Sen benim değerlerime saldırırsan, benim inancımı rencide edersen ben bunun cevabını veririm.’ diyerek AK Parti’ye yöneldi. Büyük tepki vardı çünkü. Aslında ulusalcı oluşumun faşizme varan aşırı milliyetçi tavrından ziyade dinî değerlere karşı rencide edici, aşağılayıcı tutumuydu bölge halkının daha çok tepkisini çeken.”

Genç gazetecinin “İslamî hassasiyet bugüne kadar neden siyaset arenasında kendini göstermedi de hep Marksist yapılı partiler desteklendi?” sorusuna verdiği yanıt bölge halkını sindiren, sinirlendiren, ötekileştiren ve dahi bezdiren süreci açıkça ortaya koyuyor aslında:

“12 Eylül askerî darbesiyle birlikte dinî kurumların birçoğu tasfiye edildi bölgede. İki kişi bir araya gelse hemen ‘Bu kimdir, necidir?’ sorgulaması yapılıyordu. Tabela partiler, dernekler vardı. Medrese kültürü, buralarda yetişen mollalar halkın hayatından çıkarılmaya çalışıldı. Fakat 2000 yılından sonra büyük bir değişim kendini göstermeye başladı. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde insanlar sivil haklarını kullanmaya başladı. Mesela Diyarbakır’da çoğu derneğin açılma tarihi 2000 sonrasıdır. Bunların içinde lionslar var, kuş sevenleri var, Kürt ulusal yapılı olanlar, dinî yapılı olanlar var. İnsanlar düşüncelerini paylaşmak için toplantılar, konferanslar düzenlemeye başladılar, kendilerini anlatma yolunu şeçtiler. ‘Benim dernek olmama izin verilirse ben niye yeraltına çekileyim, niye silaha sarılayım ki?’ diyorlar. Şeffaflaşma olunca ‘ha İbrahim Tatlıses’in konserine gitmişim ha herhangi bir derneğin toplantısına gitmişim’ diye düşünüyorlar.”

Son dönemde bazı Kürt siyasetçiler ‘Kürtler arasında radikal İslam yükseliyor’ ifadesini dillendiriyor. Hatta bazı DTP’liler devlete dindar Kürtlere karşı laik Kürtleri destekleme çağrıları yapıyor. Genç gazeteci, bölgede radikal İslam’ın; hatta İslam’ın yükseldiği görüşüne katılmıyor. “Yükselme diye bir şey yok. Kapalı olan yapı açığa çıkmaya başladı. İslamî yapı kendini ifade etme yoluna gitti.” diyor.

Marksist amaçları uğruna kan döken PKK’nın dinî hassasiyetleri yüksek bir toplumdan nasıl destek aldığını ise şu ifadelerle açıklıyor: “Millet PKK’ya Marksizm olarak bakmadı ki. Öyle bir yapı ki halk gördüğü her türlü kötülüğü devletten geliyor diye algılamaya başladı. Çünkü bölgeye halkı kucaklayan yöneticiler gönderilmedi. Başka bir örgüt de çıksa bu tabanı bulacaktı. Çünkü kendisine yapılanın Kürt kimliğine yönelik olduğnu algılıyordu ve ‘Benim hakkımı bunlar alır’ diyordu. Örgüt de tabandaki yapıyı görünce buna sırt dönemeyeceğini anladı. ‘Bu bir cihat hareketidir’ dedi. Allah’la başlayan bildiriler dağıttı. Zaten halkın bu yapısını kullanmayan kalmadı ki. PKK, Hizbullah, sistem… Zaten sorun orada.”

PUŞİ VE SARIK: İSLAM, KÜRT SORUNUNU ÇÖZER Mİ?

Gazeteci Nevzat Çiçek’in kaleminden çıkan kitap, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde 22 Temmuz seçimlerinde de açıkça ortayla çıkan değişimi tahlil ediyor.

Çiçek, kitaba kendi gözlemlerinin yanı sıra Kürt ileri gelenlerinden Haşim Haşimi, Sıtkı Zilan, Sertaç Bucak, Mele Yusuf, Ayhan Bilgen, Serdar Bülent Yılmaz Orhan Miroğlu ve Celal Aygen’le yaptığı görüşmeleri de aktarmış. Kitapta, medresenin Kürt aydını üzerindeki etkisi, Hizbullah, PKK ilişkileri, son dönemde gelişen sivil toplum kuruluşları ve faaliyetleri gibi konular irdeleniyor.

Zaman

« Önceki :: Sonraki »