28 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim

YAZILARIM

KÜRT SORUNU

İSLAM

TARİH

TV PROGRAMLARIM

Diğer İçeriklerim (139)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (28)
13 12 2011

HAMALLARIN BİLİNMEYEN DÜNYASI

 

GECE GÜNDÜZ DEMEDEN DÜNYAYI TAŞIYORLAR...

DÜNYANIN BÜTÜN YÜKÜ ONLARIN SIRTINDA...

Hamallık mesleği kendi içerisindeki disiplini ile İngiliz Anayasasından farksız. Osmanlı Dönemi’nde Kürtler ve Ermeniler arasında iktidar mücadelesine sahip olan bu meslek, kendi bünyesinden dünyanın en yaşlı insanı olan Zaro Ağa’yı çıkarır. Kendilerine has sigorta anlayışını kendi içerisinde geliştiren hamalların günümüzdeki en büyük dertleri değişen iş kolları ve “bel fıtığı”

 


Eski kartpostallara bakanlar İstanbul’da ne çok değiştiğinin ayırdına varırlar. Galata Köprüsünde eski Türk filmlerinde gördüğümüz tahta bavulu her ne kadar göremesek de, o sahnelerdeki hamallar zamana karşı durmayı becerebilen ender mesleklerden biri olarak duruyorlar. Batılı gezginlerce “Her kül” ve “ İnsani Eşekler” olarak adlandırılan hamalların kâğıt üzerinde bulunmayan kuralları İngiliz Anayasası’ndan daha katı bir şekilde işliyor. Kurallar o kadar sıkı ki asla yıkılmasına müsaade edilmiyor. En önemli unsurun güven olduğu “Hamal Piyasası” da sosyal gelişmelerden nasibini alıyor. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla birlikte Ermeni Hamallar ile Kürt Hamallar arasındaki mücadele Ermeni Hamalların üstünlüğüyle sona eriyor. 1908 yılında Avusturya mallarına karşı boykotun öncülüğünü de Kürt Ali isminde bir hamal yapıyor. Kendi bünyelerinde çok renkli kişilikler çıkaran hamalların en tanınmış siması 160 yıl yaşayan Zaro Ağa. Bugün Eminönü’ndeki iskelelerde çalışan yaklaşık bin beş yüz hamal kendi temsilcilerini belediye meclisine sokacak kadar güçlü. Mesleğin yavaş- yavaş bittiği bu piyasa da en büyük rakip kargo şirketleri ve değişen ticaret anlayışı… Herkesin tek bir belası var oda “bel fıtığı”





Arkalık mı, semer mi?

Hamalların dünyasını yakından tanımak amacıyla, önce onlardan birini bulup bu dünyanın sırlarını öğrenmek gerekiyor, çünkü gazetecilerle araları çok iyi değil. Hamallar yük taşıdıkları bölgeye “iskele” diyorlar. Hamalların yük taşımak için kullandıkları eşyanın ismi “Semer” ve “Arkalık” olarak değişiyor. Arkalık Şişli’de yaptırılıyor ve beş altı kilo civarında ve yaklaşık 150 YTL civarında. Bize hamalları anlatacak kişi Zeynel Tekin kendisi Adıyamanlı. Eminönü bölgesinde çalışan hamalların çoğu Adıyaman ve Malatyalı olup azda olsa Kastamonulu var. Zeynel Dayı’nın anlattığına göre eskiden birisine kız verecekleri zaman “iskele yoksa kız da yok” derlermiş bu yörelerde. Zeynel Tekin aynı zamanda Kızılay Kan verme şampiyonlardan, şuana kadar 76 defa kan vermiş. Daha önce Kazlıçeşme’de hamallık yapmış, orası Tuzla’ya taşınınca Çakmakçılar iskelesine gelmiş. Eminönü’nde bulunan belli başlı iskeleler Fincancılar, Çakmakçılar, Meydancık, Kapalıçarşı, Asmaaltı, İplikçiler, Kazıcılar ve Sirkeci İskeleleri. Buralarda yaklaşık bin üç yüzle bin beş yüz kişi çalışıyor. Eskiden bu iskeleler çok değerliymiş. Bir kişi yerini çok rahat bir şekilde 25–30 bin YTL’ye satabilirmiş ama işlerin azalması ve İstoç, Tuzla, Ambarlar gibi yerlerin oluşmasıyla değerleri gitgide düşmüş. Şu an ne alan ne de satan varmış. Zeynel Dayı'nın anlattığına göre eskiden beş sene çalıştığınızda kazandıklarınızla iki daire satın alabilirmişsiniz. Şimdi Bırakın daire almayı karnınızı doyuramıyorsunuz diyor. İskelenin nasıl satın alındığına gelince; ya birisi yerini satacak ya da ağabeyinizin, kardeşinizin veya babanızın yerine geleceksiniz. Bunun dışında iskelede yeni bir yer açılması söz konusu değil. Zeynel Dayı’nın çalıştığı Çakmakçılar İskelesi’nde yüz bir kişi çalışıyor. Eminönü’nde işlerin azalması ve taşınmanın gündemde olması sebebiyle şimdiden İstanbul Toptancılar Çarşısı’nda yer tutmuşlar. İSTOÇ’taki hâkimiyet kavgasında silahların konuştuğunu biz anlatılanlardan öğreniyoruz.





Kâhya-Kâtip
Kolbaşı-Kesedar...


İskele deyip geçmeyin, oluşturulan kurallar aynı İngiliz Anayasası gibi. Kâğıt üstünde hiçbir şey yok ama her şey kendi içerisinde tıkır- tıkır yürüyor. Sabah saat yedi sekiz arası açılan sandıkta her hamalın bir bilekliği bulunuyor. O saatler içinde bilekliğini aldığınızda işe geldiğiniz belli oluyor. Sandık kapandıktan sonra gelmeniz bir işe yaramıyor. Çalışsanız bile size o gün pay verilmiyor. Çakmakçılar İskelesi'nde olduğu gibi her iskelenin bir başkâtibi var. Başkâtibin altında da üç kâtip var. Bunların görevi gelen giden malı kaydetmek. Her hamal taşıdığı malı kâtiplere yazdırır. Kâtipler akşam kâğıtları toplayarak kime ne kadar mal taşınmışsa onu başkâtibe iletirler. Kolbaşılar tarafından verilen listeler ışığında toplanan paralar başkâtibin kayıt altına almasından sonra kesedar vasıtasıyla o gün pay edilir. Artan küsurat da kasaya konulur. Küsuratların konulduğu kasa senede bir sefer açılır, eğer harcamalardan para kalmışsa pay edilir. Burada sadece bir kişi iki pay alır. O da kâhyadır. Kâhya o iskelede bütün hamalların başıdır. Hamallar tarafından seçilir, yine hamallar tarafından düşürülür. Kâhyanın, esnaf tabir edilen hamallar ve tüccar tabir edilen dükkân sahipleriyle iyi ilişkiler içerisinde olması gerekiyor. Çakmakçılar İskelesi'nde 16 köşe ve 16 kolbaşı var. Bu kolbaşılar yarım gün yük taşırlar. Bunun dışında kâhya, kâtip, kesedarlar hiç yük taşımazlar. İskelede ambar tanımı son derece önemlidir. Çünkü, bütün olay ambarlarla bağlantılı. Ambar'ın durumuna göre işler ya iyidir, ya kötüdür. Ambar malın gönderileceği şirkettir. Malın fiyatı çuvalın büyüklüğüne ve ağırlığına göre değişiklik gösteriyor. Eskiden altı ayda bir yapılan zamlar, işlerin kötü olması sebebiyle bir yıldır yapılamıyor. Burada birbirini kollayan bir sistem işliyor. “Eğer tüccarın işleri iyi olursa bizler zaten zam alırız ama işler kötü olunca bizler de zam yapamıyoruz.” Diyor Zeynel Tekin. Mal ambara teslim edilene kadar hamalların sorumluluğunda bulunuyor.

Hamal sigortası...
Herkes mal taşırken, bazı kişilerin gelip oturduklarını bir iki saat sonra ise kâhya tarafından gönderildiklerini görüyoruz. Gönderilen kişilerin hasta ve çalışamayacak durumda oldukları, bu yüzden kâhya tarafından kendilerine izin verildiği belirtiliyor. Eğer bir hamal, işte herhangi bir sakatlık ve yaralanma geçirirse tedavi masrafları küsuratla oluşturulan kasadan karşılanıyor. Kasadaki para yetmezse hamallardan belli bir limit kesiliyor. Küsurat akşam dağıtılan paylardan arta kalan para demek. Hamal işe gelemediği zaman diliminde gelmiş gibi her gün payı ayrılıyor. Sakatlıkların en berbatı, herkesin en çok yakalandığı bel fıtığı oluyor. İskelede en son toplu olarak dört kişi bel fıtığı ameliyatı olmuş. Adam başı ameliyat için 1300–1800 YTL. Vermişler. Fıtık ameliyatı olanlar üç aya kadar pay alabiliyor. Cenazesi olan birine üç gün pay veriyorlar. Diyelim ki, bir kişi canı istemedi ve işe gelmedi, o zaman pay alma şansı hiç yok. Gelmediğinden dolayı bir ceza verilmiyor, çünkü işler yok Yemek vaktinde herkes kendi yemeğini cebinden yiyor. Çaylar cepten içiliyor, yol paraları cepten ödeniyor. Nereden bakarsanız bakın, bir hamalın ortalama günlük harcaması yaklaşık 15 YTL. Hamalların yaş ortalamasına baktığımızda, genellikle 40–50 arasında. İskelenin en genci 19 yaşında en ihtiyarı ise 62 yaşında. Bu gencin ağır yükü geldimi deneyimliler o yüke omuz verip çıraklığını atlatmasını bekliyor. Eminönü bölgesindeki hamallar manifatura ve hırdavatçılar olmak üzere iki alanda çalışıyor. Başka iskelelerden kimse bir diğerinin bölgesine girmiyor. İş saatleri Pazartesi saat 07.00'da başlıyor. Diğer günler ise 07.30'da. Akşam 18.00'da iş bitiyor. Cumartesi günleri yaklaşık olarak 25 kişi işe geliyor. O gün toplanan hâsılat Pazartesi günkü çalışmaya dâhil edilip dağıtılıyor. Sürekli yük taşımak zorunda olanlar haftada bir gün izin kullanıyorlar. Bir kişiye Pazar günü normal izinden başka 85 günde bir izin düşüyor. Bu arada hamallar arasında taşınan en ağır yük, Kazlıçeşme iskelesinde 325 kiloymuş. Zeynel Dayı geçen gün 162 kilo taşıdığını belirtiyor. Bu işin püf noktasını sorduğumuzda, arkalığı doğru takıp yükü ortaladığınızda hiçbir şey olmaz diyor. Bu da bu mesleğin hayati önem taşıyan ayrıntısı.

Aman camları kırma
Hamalların kendi içerisinde birbirlerine çok bağlı oldukları göze çarpıyor. Bir hata yapan biri hemen aforoz ediliyor ve iskeleye ayak basmasına müsaade edilmiyor. Kendi hakkını devretmekten ya da yerini başkasına bırakmaktan başka çaresi yok. Hamallar için olmazsa olmaz kural 'güven'dir. Kendi tabirleriyle adam olmamış biri onların gözünde eşektir. Cenaze ve düğün merasimlerinde hep beraber hareket ediyorlar. İçlerinden birinin cenazesi oldu mu o gün herkes iskeleye geliyor, bir minibüs kiralandıktan sonra, herkes üzerine düşen yolculuk parasını vererek cenaze evine taziyede bulunup tekrar işine dönüyor. Bazı kurallar o denli önemli ki asla yıkılmasına müsaade edilmiyor.
Bayramlarda kâhya tarafından kasadan para alınarak şeker alınıyor ve herkese dağıtılıyor. Yapılan her şey ortak. Bireysel konuların olay haline gelmesine izin verilmiyor. İskelelerdeki ilginç bir kural da kargo şirketlerinin iskele bölgelerinden ambar malı almamaları. Hamallar, bunun oluşan bir sistem olduğunu kimsenin bunu bozmaya cesaret edemeyeceğini belirtiyorlar. Çoğu gurbetçi olan bu insanların, oy kullanma zamanında 32 bin seçmene sahip Eminönü bölgesinde yüksek bir oy oranına sahip olduklarını ve kâhyaların bir kısmının belediye meclis adayı olup seçimi kazandığını öğrenince şaşırıyoruz. Zeynel Dayı'ya iş sırasında bir kaza olunca ne olduğunu sorduğumuzda bize gülerek şunu anlatıyor. Eskiden bizde bir kural vardı, biri bir cam kırdığı zaman bölük onu karşılardı. Öyle zaman oldu ki kasada topladığımız paralar bu cam kırmalara yetmedi. Ondan sonra kâhya, “Arkadaşlar! Bundan sonra kim cam kırarsa parasını o verecek” dedi. O günden sonra cam kırmalar azaldı.

 

Dünyanın en yaşlı Hamalı Zaro Ağa

Dünyanın kahrını ve yükünü taşıyan hamallar başlarında bir sürü olay geçtikten sonra kendi efsanevi liderleri Zaro Ağa’yı yaratırlar. 18. Yüzyılın sonuna doğru İstanbul’a gelen ilk Kürt hamallardan biri olan Zaro Ağa’nın ünü kendi döneminde dünyanın en yaşlı insanı olmasından kaynaklanır.1774 Yılında Bitlis’te dünyaya gelen Zaro Ağa 18. yüzyılın sonlarına doğru İstanbul’a gelir. Selimiye Kışlası, Ortaköy ve Tophane Camii’nin inşaatında çalışır ve tekrar memleketine döner. Memleketinde evlenir ve çok para kazanmak için tekrar İstanbul’a gelir. Askerliğini sarayda yapan Zaro Ağa, Rus Savaşı’nda memleketine döner ve Şerif Mirza Aşireti ile birlikte savaşa iştirak ederek bacağından yaralanır. Her sefer İstanbul ve memleketi arasında mekik dokuyan Zaro Ağa memleketinde yedi defa evlenir. Zaro Ağa son olarak gümrüklerde hamal olarak çalışır. Bu işte çabucak kendini gösteren Zaro Ağa kısa bir sürede hamalların kâhyası olur ve bütün iskelelerden pay alır. Zaro Ağa kendisine karşı gelenleri ilerleyen yaşına rağmen yumrukla döven bir yapıdadır. Hayatı boyunca on üç defa evlenen Zaro Ağa’nın bu evliliklerinden toplam 13 çocuğu ve 23 torunu olur. Kâhyalık vazifesinde yirmi sene kalan Zaro Ağa bir iş göremez halde olmasına rağmen hamallar tarafından sevilir ve yardım edilir. İstanbul Belediye Başkanı Operatör Emin Bey zamanında Belediye serhademesi ünvanı verilir ve Zaro Ağa’ya 50 lira maaş bağlanır. 29.6.1934 Tarihinde ölen Zaro Ağa’nın ölüm haberi tüm dünya medyasını ilgilendirir, yatmakta olduğu hastane gazetecilerle dolar. Vefat ettiği zaman Ölüm haberi “Dünyanın en yaşlı adamı öldü” yerli ve yabancı basında duyurulur. Zaro Ağa bir buçuk asır yaşar ve altı önemli savaşa katılır. Yaşadığı dönemde on sultan Osmanlı İmparatorluğu’nda hüküm sürer. Zaro Ağa gençlik günlerini düşündüğünde unutamadığı yılları, 90 yaşında olduğu gençlik yılları olarak belirtir. “Niye bu kadar çok evleniyorsun” diye soranlara “ne yapalım aldığım kadınlar çabuk ihtiyarlayıp ölüyorlar, dayanamıyorlar” diye cevap verir.

Zaro Ağa’nın dünyanın en yaşlı insanı olarak kabul edilmesi bazı şirketler ve çıkar çevrelerinin işine yarar, bu nedenle Zaro Ağa’ya dünyanın değişik bölgelerini gezme olanağı doğar. Her yurt dışı gezisi bayağı yoğun ve renkli geçen Zaro Ağa, 1925 yılında İtalya, 1930 yılında Amerika ve 1931 yılında İngiltere’yi ziyaret eder. 1930 Yılında Amerika’ya gidip burada dokuz ay kalan Zaro Ağa birçok kurum ve şahsiyetle görüşür. Onunla fotoğraf çektirmek 10 dolar, öpmek ise 15 dolardır. Atatürk ile yaptığı görüşmede Atatürk’e çok iyi işler yaptığını fakat kadınlara çok fazla hürriyet verdiğini söyleyerek onu eleştirir. Geçirdiği hastalıktan sonra Etfal Hastanesi’ne yatırılan Zaro Ağa’nın ölümünden sonra cesedine el konulur. Otopsi yapılır ve uzun yaşamın sırları öğrenilsin diye beyni, ciğeri ve kalbi çıkarılarak Amerika'da incelenmeye götürülür. Naaşının geriye kalanları Eyüp Kabristanı'na defnedilir. Naşı defnedilirken torununun torunlarından biri o gömülürken, ağlıyor ve babasının “dünyasına doyamadan gitti”ğini söylüyordu…

.

 

Hamallık mesleğinde Kürt ve Ermeni rekabeti

Araştırmacı yazar Rohat Alakom’un “Eski İstanbul Kürtleri” kitabında belirttiğine göre 18. Yüzyılda hamalların büyük bir çoğunluğu Erzurum, Bitlis, Van, Muş ve Elazığ gibi yörelerden İstanbul’a geliyordu. Daha önce memleketlerinden İstanbul’a gelmiş bulunan Ermeni ve Kürt hamalları da daha sonraları memleketlerine uğradıklarında kendi yörelerinde bulunan insanları İstanbul’daki iş olanakları hakkında haberdar ederek “hemşeri kolonileri” nin yaratılmasına zemin hazırlarlar. 1826 yılına kadar beraber iş yapan Kürt ve Ermeni hamallarının kaderi 1826 yılında ortadan kaldırılan Yeniçeri Ocağıyla değişir. Yeniçeri Ocağı’na kayıtlı olan ve bir dizi isyanda ön taraflarda bulunan Kürt hamalları Ocağın kaldırılmasıyla birlikte önemli ölçüde güçlerini yitirirler. Bu hamallardan bir kısmı bir daha dönmemek üzere gemilere doldurulup Anadolu’ya taşınır. Tasfiye edilen Kürt ve Türk hamalların yerini ise Ermeni hamalları alır. 1876 Yılında iktidara gelen Abdülhamit, Kürt hamalları tekrar İstanbul’a getirterek Ermeni hamallarına karşı mevzilendirir. 26 Ağustos 1896 yılında bir kesim Ermeni Devrimcinin Galata’da bulunan Osmanlı Bankası’na saldırmasıyla başlayan olaylar çok kanlı geçer. Binlerce Ermeni öldürülür. 28 Ağustos tarihli gazeteler ölü sayısının bin olduğunu yazar. Bu olaylar sırasında işini bırakmak zorunda kalan Ermeni hamalların sayısı 400–500 kişi arasında değişir. Kürtler yetmiş yıl sonra tekrar hamallık mesleğinde iktidarı ele geçirirler. Kürt hamallardan lakabı bu yıllarda Avrupa basınında Abdülhamit’in “Kürdistan’dan getirttiği baltalı Kürtler” olarak anılır. 1906 yılında İstanbul Belediye Başkanı Rıdvan Paşa’nın Kürt Bedirhaniler tarafından öldürülmesi Kürt hamallar üzerindeki baskının artmasına yol açar. Bu baskı ancak 2. Meşrutiyet’ten sonra ortadan kalkar. 1908 yılında Avusturya’nın bazı Osmanlı topraklarını ve Bosna-Hersek’i ilhak etmesi sonucunda İstanbul’da Avusturya’ya karşı boykotun öncülüğünü Kürt Ali adında bir hamal yapar. Boykot 27 Şubat 1909 tarihinde son bulur ve Kürt Ali’nin hamallardan topladığı parayı kendi hesabına aktardığı iddia edilir. Bu sıralarda Kürt hamalların bulunduğu “umum yerleri ve kahvehaneleri” dolaşan Said-i Nursi babasının da hamal olduğunu belirterek Kürt hamallarına, Ermeniler için “dost olup, el ele vereceğiz” biçiminde önemli bir uyarıda bulunur. 1925 yılında patlak veren Şeyh Sait İsyanı’nda, Şeyh Said’in oğlu olan Ali Rıza Efendi’nin İstanbul’da Kürt Amele Reisi Reşid Ağa’nın evinde kaldığının belirlenmesi Kürt hamallarının gözaltında tutulmasına sebep verir. 

1078
0
0
Yorum Yaz