• Son Yazılarım

  • Bağlantılarım

KÜRT AÇILIMINDA DAHA YÜRÜYECEK ÇOK YOL VAR

· Kategori: BASINDA ÇIKANLAR


Başbakan Erdoğan’ın 2005 yılında Diyarbakır’da yaptığı konuşma Kürt Sorunu’nun çözümünde milat oldu. Erdoğan burada yaptığı konuşmada sorunun isminin “Kürt Sorunu “ olduğunu ve büyük devletlerin geçmişleriyle hesaplaşabilmesi gerektiğini ifade etmişti. Başbakan’ın bu konuşması o dönem tarihi olarak nitelendirilmiş ve birçok kesim tarafından da olumlu karşılanmıştı. Ancak Erdoğan’ın Hakkâri’de üç yıl sonra “Ya sev ya terk et” sözüne karşılık gelecek söylemlerde bulunması bir anda havayı tersine çevirdi ve Kürt Sorunu çözümünün başka bahara bırakıldığı sonucunu ortaya çıkardı. Diğer taraftan İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın bu yıl içinde başlattığı “Demokratik açılım” çalışmaları geniş kesimlere anlatıldı ve bugün PKK’lıların Türkiye’ye gelmesiyle sonuçlandı. Peki bu açılım tarihsel olarak neden şimdi yapılmıştı ve bundan sonra ne olacaktı? Silahtan arındırılmış bir PKK, DTP’nin siyasetini nasıl etkileyecek ti? Daha da önemlisi bugünlere nasıl gelinmişti?

MİT Müsteşarı Emre Taner etkin rol aldı

2008 yılında çalıştığım Taraf Gazetesi’nde “PKK’yı dağdan indirme Planı”nı yazmıştım. Haberin yayınlanmasından sonra görüştüğüm devlet görevlileri, PKK’lılar ve Irak Bölgesel Kürt Hükümeti yetkilileri bir sürecin başladığını ve çözüme her zamankinden daha çok yaklaştıklarını ifade etti. O planda özellikle MİT Müstearı Emre Taner’in aldığı role dikkati çekmiş ve bu bağlamda Kürt Yönetimi ile olan ilişkilerin de düzeltildiğini ve daha da genişletileceğini ifade ederek, “Türk Özel Kuvvetleri bölgedeki varlığını aza indirmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de Kuzey Irak'taki sekiz bürosunda son gelişmelere paralel bir değişikliğe gitmiş, binbaşıya kadar düşürülen komuta kademesi kurmay albay düzeyine yükseltilmişti. MİT'in daha önce üç eleman bulundurduğu Erbil bürosundaki eleman sayısı 96'ya yükseltilmiş, bu elemanlardan 14'ü PKK'yla ilgili yeni stratejiye ilişkin koordinasyonda yer almıştı.” diyerek yeni duruma dikkati çekmiştim. Bütün bu süreç yaşanırken Irak’ın en azından kısa vadede üçe bölünmeyeceği bizzat Amerika Dışişleri Bakanı Rice tarafından taraflara bildiriliyordu. Uzun bir Avrupa Seyahati sonrasında Kürt Yönetimi’nin Başkanı Mesud Barzani ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin “Kürtler için devlet gerçekçi değildir ve hayaldir açıklaması”. Bir diğer gelişme de,  ÖZGÜN DURUŞ’ ta yayınladığımız “Suriye’nin açılıma destek veren 49 No’lu kararı da PKK’daki Suriyeliler için başka bir çıkış kapısını aralıyordu. Süreç, Amerika, Birleşmiş Milletler, Irak, Suriye, Avrupa Birliği ve Türkiye tarafından yürütülüyordu. Yani fotoğraf büyüktü ve Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında adımlar yavaş - yavaş hayata geçiriliyordu.

Öcalan, on yıl sonra tekrar çağırdı

Türkiye’de bütün bunlar yaşanırken konunun bir diğer muhatabı olarak öne çıkan PKK’da ise Abdullah Öcalan Kenya’dan Türkiye’ye getirildikten sonra 2 Ağustos 1999 tarihinde yaptığı bir çağrı ile, “Demokratik cumhuriyete destek ve iyi niyet adımı” olarak, bir grup PKK’ lının Türkiye’ye gelmesini istedi. Bunun üzerine 1 Ekim 1999 tarihinde Ali Sapan, Seydi Fırat, M. Şirin Tunç, İsmet Baycan, Sohbet Şen, Yüksel Genç, Yaşar Temur ve Gülten Uçar’ın yer aldığı Birinci Barış ve Demokratik Çözüm Grubu, Şemdinli’den Türkiye’ye giriş yaptı. Öcalan kısa bir süre sonra çağrısını yineledi ve bu kez de “2. Barış ve Demokratik Çözüm Grubu adı” altında Haydar Ergül, Ali Şükran Aktaş, Aygül Bidav, İmam Canpolat, Yusuf Kıyak, Aysel Doğan, Hacı Çelik ve Dilek Kurt 29 Ekim 1999 tarihinde Avusturya’nın başkenti Viyana’dan havayoluyla Türkiye’ye geldi. Gelenler tutuklanarak cezaevine konuldu. Öcalan bu çağrıdan on yıl sonra  9 Ekim 2009’da avukatlarına, ‘Kürt sorunun çözümünde askeri ve siyasi yöntemlerin tıkanıklığı yaşadığı, bu tıkanmanın aşılması ve siyasetin önünün açılarak demokratik çözüm sürecinin gelişmesi için bir kez daha barış gruplarının devreye konulması yönünde çağrı yaptı.” Öcalan’ın bu çağrısından sonra Mahmur ve Kandil’den gelen 34 kişi Türkiye’ye geldi. Bu gruplara on yıl öncesine oranla daha iyi davranıldı. Gruptan 29 kişi hemen bırakılırken, diğer beş kişinin işlemleri sürüyordu. Bu kişilerinde bırakılacakları beklentisi oldukça yaygındı. Silopi’de yaklaşık kırk bin kişi tarafından karşılan grup üyeleri etkin pişmanlık yasasından yararlandırılmadan serbest bırakılması bundan sonraki adımında hızlandırılacağının göstergesiydi. Bütün bu gelişmler olurken İçişleri Bakanı Atalay’ın “yüz kişi daha bekliyoruz” söylemi ve Başbakan Erdoğan’ın bütün herkesi Türkiye’ye davet etmesi sürecin daha da hızlandırılacağını gösteriyor.

Açılım neden şimdi?

İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın görüştüğü ikinci gazeteci grubu arasında bende bulunuyordum. Orada Beşir Bey’in ağzından bunun bir devlet projesi olduğunu ilk defa duydum ve devletin bu sorunu çözmek için kararlı olduğunu çok net gözlemleyebildim. Bakan Atalay, nereye giderlerse gitsinler bu sorunun önlerine çıktığını ve artık bunun çözümünün zaruri olduğunu ifade ederken devlet kurumları arasında da tam anlamıyla bir mutabakat olduğunun altınız çiziyordu. Diğer taraftan Amerika ve diğer devletlerin de sorunun çözümü için Türkiye’ye destek olduğu alttan alta dillendirilirken, açılımın Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sağladığı ifade ediliyordu. Diğer taraftan Avrupa ve Türkiye’de bulunan bazı Kürt aydınları ise açılımım PKK’nın sınıfsal bir hareketten milli bir çizgiye kaymaması için düşünüldüğünü ve zamanlamasının çok iyi olduğunu ifade ediyorlardı. Bu aydınlara göre eğer PKK hareketi milliyetçi bir yapı ile Barzani Hareketi ile birleşirse aran milliyetçiliğin önünde kimsenin durma şansı yoktu ve buda beraberinde ayrılmayı getirecekti. Onlara göre, açılımla birlikte hem bunun önü kesildi hem de PKK’nın milli bir çizgiye geçilmesinin önü alındı. PKK’ya göre de artık açılım kaçınılmazdı. Çünkü devlet yetkilileri de bu işin silahla çözülmeyeceğinin farkındaydı ve yeniden yapılandırılan Ortadoğu’da kimse PKK’nın rahat hareket etmesine imkan vermezdi. PKK’da bu açılımı öteden beri bekliyordu be bunu gerek Öcalan gerekse de Kandil Yönetimi açıkça ilan etmişti. Tek sorun kendilerinin muhatap olarak alınmasıydı. Ancak açılımla ilgili olarak halen somut bir yol haritasının bulunmayışı çok fazla eleştiriliyordu. PKK, alsında gönderdiği gruplarla bu somut adımların ne olduğunu görmek ve devlet algınsın ne derece değiştiğine şahit olmak istiyordu.

PKK: “ABD yeni politika geliştirdi”

PKK’nın önde gelen yöneticilerinden Cemil Bayık 20 Ekim tarihinde PKK’ya yakın  Fırat Haber Ajansında politika değişikliğinin neden değiştiğini şöyle açıklıyordu: “Amerika son 29 Mart yerel seçimlerine kadar Türkiye'nin Kürt politikasının başarıya gitmesi için her türlü desteği veriyordu. 29 Mart seçimleriyle birlikte ortaya çıkan bir tablo oldu. Bunu en erkenden gören de Amerika oldu. ABD, yeni bir politika geliştirmeye başladı. Türkiye'nin 1924’ten beri geliştirdiği Kürt politikasının artık sonuç vermediğini, iflas ettiğini gördü. Onun için yeni bir Kürt politikasının geliştirilmesini hem kendi çıkarları açısından hem de geliştirmek istediği Türkiye, Irak, ABD ittifakı açısından uygun gördü. Çünkü Türkiye Kürt’ü inkar ederek PKK'yi tasfiye etmeye çalışıyordu. Yıllarca bunun için çaba gösterdi ve Amerika da buna destek verdi. Fakat bu tarzda PKK'nin tasfiye olmayacağı çok net bir biçimde ortaya çıktı. Obama seçim sonrası Türkiye'ye geldiğinde TBMM’de Ahmet Türk’le görüştü, “ilk kez Türkiye'de bir Kürt lideriyle görüşüyorum” dedi. Bu aslında Türkiye'nin o güne kadar izlediği politikaya ters bir yaklaşımdı. Bu Amerika’nın Türkiye'de Kürtlerin varlığını kabul etmesiydi. Böyle bir sorun Türkiye'de var, bunun mutlaka çözülmesi gerekir anlamına geldi. Türkiye bunu gördü aslında. Türkiye inkar eden politikasının yerine, ABD tarafından yeni bir politikanın geliştirildiğini görünce, Türkiye o politikayı önünde buldu ve o politikayı kendisi de esas aldı.” Diyordu.

Bölgede nasıl karşılandı?

Barış Grubu’nun Türkiye’ye gelmesi öncesinde özellikle “Demokratik Açılım” sebibiyle yaptığımız Güneydoğu turunda en çok öne çıkan talep çatışmaların bitirilmesiydi. Bu nedenle açılım desteklenmekle birlikte çok ciddi bir korku kültürünü de beraberinde getiriyordu. İnsanların beklentisi o kadar yüksekti ki herkes açılıma nasıl katkı vereceğini hesaplıyordu. Öyle ki İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a sunulmak üzere bölgenin önde gelen sivil toplum kuruluşları raporlar hazırlayarak görüş ve önerilerini iletiyordu. Açılım belki de en fazla DTP ve seçmenini heyecanlandırsa da bundan sonrası için kimse çok fazla konuşmak istemiyordu. Çünkü gelecek ile olan beklentiler yerini somut adımları görmeye adanmışken, ilerisi için herkes “Turizm cenneti”, “Petrol merkezi”, “İş sahası”, Organik tarım merkezi” gibi sıfatlarla bölgenin daha iyi bir geleceğe sahip olacağına inanıyordu. Bölgede PKK ve DTP çizgisinden farklı politika ve düşünceye sahip olan sivil toplum kuruluşları açılımı desteklerken, akan kanın durması için PKK’nın görmezden gelinemeyeceğini söylerken, hükümete de “Açılımda İslami hassasiyetleri göz ardı etmeyin” çağrısında bulunuyordu.

Gelenler ne olacak?

PKK’nın tamamıyla silah bırakması durumunda gelecek olan militanların ne olacağı en çok merak edilen soruların başında geliyor. Hükümet çevrelerinden aldığımız bilgilere göre öncelikle  Mahmur  Kampı boşaltılacak. Köyüne dönmek isteyenlere yardımcı olunacak. Dönmek istemeyenler için ise Diyarbakır, Mardin, Kızıltepe, Nusaybin, Batman, Siirt ve Ağrı gibi, ekonomik şartları Hakkâri ve Şırnak gibi illere nazaran daha iyi olan yerleşim birimlerinde yer gösterilecek. Bu yerler seçilirken özellikle polis bölgesi ve düzlük alanlar olmasına özen gösterilecek. Bölge Kalkınma Ajansları vasıtasıyla gelenlere iş bulunacak. Bunun dışında Irak’a gitmek isteyenler teşvik edilecek. Lider kadronun başka bir yere gönderilmesi seçenekler arasında bulunurken bunun en son aşama olduğu ifade ediliyor. Türkiye’nin yeni bir anayasa ile bazı kültürel hakları garanti altına alması, siyasi partiler yasasında değişikliğe gitmesi beklenirken, PKK’lıların gündelik yaşama adapte olmaları için de bir dizi çalışmanın koordineli bir şekilde yapıldığı belirtiliyor. Suriye uyruklu PKK’lıların bu aşamada Irak’ta mülteci statüsünde yaşamaları ya da Suriye’ye dönmeleri önündeki her türlü engelin kaldırılması amaçlanıyor.

PKK’nın silah bırakması DTP’yi nasıl etkiler?

PKK’nın attığı her adımda en çok etkilenen parti şüphesiz DTP’dir. DTP’de öteden beri var olan yönetim tarzında PKK’nın etkisinin çok iddia olduğu artık tartışılmaz bir gerekçe. Bu anlamda dağdan inecek PKK’lıların siyaset yapacakları parti DTP’dir. Bu anlamda her ne kadar partide atanmışlık sorunu tam anlamıyla aşılmadıysa da özellikle “kentli” siyasetçi olarak öne çıkan Osman Baydemir, Abdullah Demirbaş, Fırat Anlı gibi isimlerin politikalarda daha etkin olmak isteyecekleri, diğer taraftan da DTP politikalarının yeniden revize edileceği beklentisi oldukça hakim. Diğer taraftan seküler Kürt milliyetçileri ile muhafazakar Kürtler arasındaki uçurumun genişlediği DTP’de, DTP’nin son hamlelerle muhafazakâr Kürtlerin tekrar partiye kazandırılacağı ve diğer Kürt gruplarına da ulaşabileceği beklentisi oldukça yaygın. Diyarbakır’ın yeni anakent alanlarından Kaya pınar Belediyesi sınırları içerisindeki lüks yaşamla Bağlar Mahallesi arasındaki yaşamın Diyarbakır’da ve genelde DTP politikalarını nasıl şekillendireceğini de bu süreçte çok net görmek mümkün olacak. Her anlamda silahtan arındırılmış bir PKK, DTP’yi siyasetin normal sınırlarına çekebileceği gibi yeni söylemlerle de parti geniş kitlelere açılabileceği gibi, dar kapsama da hapsedilme riskiyle karşı karşıya. Bu süreçte DTP içerisinde Öcalan’ın daha fazla ağırlığını görmek ve farklı düşünce tarzlarının DTP’de çarpıştığını görmek sürpriz olmayacaktır. Ama ne olursa olsun DTP’nin söylemi eskisinden daha yumuşak olacaktır. Diğer taraftan AK Parti’nin açılıma birlikte Türkiye’nin batısında kaybettiği oyları tekrardan toparlayabileceği beklentisi yoğunlaşırken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürtlerden tekrar ciddi miktarda bir oy alabileceği beklentisi siyasi uzmanlarca değerlindir ilken, AK Parti’nin üçüncü defa iktidara gelme şansını açılımın başarılı olması durumunda ciddi anlamda yakalayacağı ifade ediliyor.Açılımla birlikte bölgede en fazla oy kaybeden daha doğrusu oyu MHP ve CHP’nin kısa sürede bölgede toparlanamayacağı ama ülkenin iç, batı ve Karadeniz bölgelerinde milliyetçi oyları alabileceği belirtiliyor. Kısaca PKK’nın silah bırakması safların tekrardan oluşturulması anlamına geliyor ki, yakın zamanda Kürtler arasında çeşitli siyasi renklerin ortaya çıkmasına şaşmamak gerekiyor.

Öcalan’ın yol haritası’nın bir kısmıyla geldiler

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Abdullah Öcalan’ın, kötü muamele, zehirlenme, yeniden yargılanma ve işkence iddiaları nedeniyle açılmış davaları bulunuyor. AIHM bu davaların hepsini tek bir dosyada toplayarak Türkiye’den de savunma istedi. Öcalan’da hem Demokratik açılımın yol haritasını hem de AIHM’e göndereceği savunma için tam 760 sayfa kaleme aldı. Devlet tarafından el konulan bu defterler er ya da geç AIHM’e gönderilmek zorunda. Öcalan’ın avukatlarından aldığımız bilgilere göre bu yol haritasının içerisinde kesinlikle ayrılıkçı bir talepte bulunmazken, özellikle 1921 Anayası’na atıfta bulunuyor. Bu yol haritası içerisinde özellikle Kandil’den gelen grubun istediği maddeler bulunuyor. Kandil’den gelen grup: Askeri ve siyasi alana dönük operasyonların durdurulmasını ve Kürt sorununun barışçıl ve demokratik siyasi çözümünün önünün açılmasını ve bu çözümün Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesine bağlı olarak Kürt halkının özgür iradesini esas alma temelinde diyalog ve müzakere yöntemiyle gerçekleştirilmesini, Türkiye demokratik ulusunun bir parçası olarak Kürt halk kimliğimiz temelinde ve anayasal güvenceye sahip olarak özgür, eşit ve birlikte yaşamak, Anadilimiz olan Kürtçeyi her yerde özgürce konuşmak, öğrenmek, geliştirmek ve tarihi değerlerimizi, kültürümüzü ve coğrafyamızı anadilimizde yaşamak, Çocuklarımızı Kürtçe adlandırmak, Kürtçe eğitmek ve büyütmek, Kürt halkı olarak tarihimizi, kültürümüzü, sanat ve edebiyatımızı özgürce yaşamak, geliştirmek ve korumak, Kendi kimliğimizle demokratik toplumsal örgütlenmemizi geliştirmek, demokratik siyaset yapmak ve kendimizi özgürce ifade etmek, Kürdistan’ın köy, kasaba ve şehirlerinde özel harekatçı, korucu ve polisin baskı ve zulmünden uzak, yeterli imkanlara kavuşmuş ve güvenlik içinde yaşamak, Türkiye’nin demokratikleşmesini ve bunun için sivil-demokratik bir anayasanın hazırlanmasını istiyoruz.” Diyerek adeta Öcalan’ın “Yol haritası” nın bir kısmına atıfta bulunuyordu. Yol haritasında Öcalan’ın belki de devlet tarafından en kabul edilmez istekleri arasında PKK militanlarının Demokratik Cumhuriyet içerisinde “silahlı güç olarak” bulunması geliyor. Ancak, Öcalan’ın yol haritasını bu gelinen noktadan sonra tekrar güncelleyebileceği Öcalan’a yakın kaynaklarca ifade ediliyor.


ÖZGÜNDURUŞ GAZETESİ 8.SAYI

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »