14 01 2008

PUŞİ VE SARIK

G.doğu'da ne oluyor: Sarık, Puşi ve Rotary!


 
Nevzat Çiçek'in, Hayykitap tarafından yakında yayınlanacak olan, Puşi ve Sarık adlı kitabında Özgür Der Başkanı Serdar Bülent Yılmaz ile yapılan bir röportaj var. Yılmaz "Kürtlerin Müslüman devletler tarafından zulme uğradığı iddiası yalandır" diyor. 


 
G.doğu'da ne oluyor: Sarık, Puşi ve Rotary!

Röportaj: Nevzat Çiçek

“Kürtlerin Müslüman devletler tarafından zulme uğradığı iddiaları yalandır”

Özgür Der (Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği), Türkiye genelinde örgütlenen İslami bir insan hakları örgütü. Özgür Der başta Diyarbakır olmak üzere Doğu ve Güneydoğu’da etkin bir sivil toplum örgütü olarak öne çıkıyor. Derneğin Diyarbakır Şube Başkanı Serdar Bülent Yılmaz aynı zamanda avukatlık mesleğini sürdürüyor.  

Son dönemlerde Doğu ve Güneydoğu'da hızlı bir değişim yaşandığı görülüyor. Buna kimileri sivilleşme derken, kimileri radikal İslam'ın yükselişi, kimileri de Kürt milliyetçiliğinin gerileme süreci olarak konuyu ele alıyor. Size göre Güneydoğu'da neler oluyor? 

Bölgede bir “değişim”den bahsediliyor ve değişimin izleri daha çok İslami kesime ait derneklerde ve İslami kesimin yaptığı mitinglerde sürülüyor. AK Parti’nin yakaladığı başarı da buna ekleniyor. Öncelikle ifade edelim ki tüm dünyada olduğu gibi bölgemizde de dine karşı ilgi ve yakınlık artıyor. Bölgedeki dindar toplumsal zemin de bu durumu kolaylaştıran bir etken. Ancak, derinliği tartışmaya açık olan söz konusu bu “değişim”i tek başına bu gerçeğe dayandırmak yanıltıcı olur. Çok faktörlü bir sosyolojik olaydan bahsediyoruz. Bu faktörlerin başında bölgenin toplumsal gerçekliği geliyor. Kürt illerinin temel gerçekliği “dindarlık”tır ve Kürt halkının omurgası da Müslümanlıktır. İddia edildiği gibi bölgede dengeleri alt üst edecek bir “İslamlaşma”dan söz etmek zor. Ancak ciddi bir dindarlaşma eğilimi var. Bunun da çeşitli nedenleri var. Birincisi, göç olgusu ile birlikte iyice içinden çıkılmaz bir hal alan fakirleşme ve ahlaki yozlaşma. Gerek fakirlik ve ahlaki yozlaşma gibi meselelerde ortaya çıkan sosyal dayanışma olgusu, gerekse de İslami değerlere yerli ve yabancı merkezlerden yapılan saldırılar halkın İslama daha çok yönelmesine neden oluyor.  Gerçek anlamda bir muhalefetin adresi olarak İslam öne çıkıyor. Bu durumda halktaki dindar duygular ağırlık kazanıyor. Bu da seküler Kürtçü söylemi geriletiyor.  

Kürt siyasetinin Kürt dindarlığına bakışı nasıl ve sizce nasıl olmalı. Ortadoğu'daki gelişmeler Kürtleri nasıl etkilemekte? 

Kürt siyasetinin en temel vasfı etnik siyaset anlayışını savunmasıdır. Bunlara göre Kürt halkının yönelimlerini belirleyen yegâne sorun etnik sorun; öyle ki Kürt halkının ekonomik, sosyal ve dini sorunları yok sayılıyor. Örneğin HAKPAR, KADEP, MESOP, TEVKURD veya DTP'nin gündemine Kürt halkını yakından ilgilendiren bir başörtüsü sorunu hiç girmiyor. Hatta özellikle DTP'liler yer yer İslami gelişmelerden duydukları rahatsızlığı ifade ediyor, bölgede laikliğin teminatı olarak kendilerini gösteriyor ve de siyasal talepleri olan İslami kesimi adeta yaranmacı bir tarzda devlete şikâyet ediyor.  Örnekler çoğaltılabilir. Kürt siyaseti ile Kürt halkı arasındaki makas, bu yabancılaşmanın hissedilmesi oranında daha da açılıyor.

Ortadoğu'daki gelişmelere gelince, Kürtleri iki ayrı şekilde etkiliyor. ABD'nin Irak'ı işgali ve Kürt bölgesel yönetiminin tutumu. İslami kimliği Kürt kimliğinin önünde olan geniş bir kesimde, yöneldiği kesim ve boyut değişkenlik göstermekle beraber, büyük bir rahatsızlıkla karşılandı. Bahsedilen Kürtlerin bir kısmı bir ayrıma giderek işgali onaylamamakla birlikte işgalle birlikte oluşan Bölgesel Yönetimi, Saddam'ın katliamlarına maruz kalmış ezilen Kürtler için bir kazanım olarak algıladı ve buraya daha ihtiyatlı yaklaştı. Toplumun az bir kısmını oluşturan diğer bir kesim ise işgali Kürtlerin kurtuluşu olarak gördü ve adeta kutsadı. Hatta işi Filistin sorununda İsrail'den yana tavır almaya kadar götürenler de oldu. Ulusalcılığın tehlikeli sularına kapılan bu kesimler Irak'ta bir milyonu aşkın sivilin katledilmesi ile ilgili tek cümlelik bir eleştiri dahi sunmadılar

DTP'nin politikalarını nasıl buluyorsunuz. Siz 22 Temmuz seçimlerini nasıl değerlendiriyorsunu? Gerek AKP gerek DTP açısından… Bunun yerel seçimlere etkisi ne olur?

22 Temmuz seçimleri, darbe çığırtkanlığının zirveye çıkardığı militarizm, Kürtleri de hedef alan 27 Nisan muhtırası, başörtüsü tartışması üzerinden yürütülen İslam düşmanlığı ve Abdullah Gül'ün uğradığı haksızlıkların toplumda yarattığı yoğun rahatsızlık ve endişe ortamında gerçekleşti; halk seçime bu duygularla gitti. Bu seçimlerin bölge için en önemli sonucu halkın oligarşiye geçit vermeyişi oldu. Oligarşinin sözcüsü CHP Tunceli ve Kars’ın katkılarıyla bölgede sadece yüzde altı oy alabildi. Diyarbakır'da aldığı oy yüzde 1,9. Oysa bölgede AK Parti ve DTP'nin oy toplamı yüzde seksene yakın. Her iki parti de halkın nezdinde meşruiyetini sistem karşıtı olmaktan alıyor. Her iki partinin de öncelikle görmesi ve doğru okuması gereken tablo bu. Hâlbuki ne DTP ne de AK Parti bölgenin toplumsal gerçekliğinden kaynaklanan bu sonuçları iyi okuyamıyor. Bu gerçekliğin merkezinde PKK'ci de devletçi de olmayan “muhalif kimlikli” bir halk kesiminin varlığı yer alıyor. AK Parti bölgeden aldığı oyların “tek bayrak, tek devlet, tek millet” söylemine verildiğini düşünme eğiliminde; oysa Kürt halkı, diğer birçok faktörün yanında, özellikle Kürt sorununu çözecek samimiyet ve gücü gördüğü için oyunu AK Parti’ye verdi. Diğer önemli bir sebep AK Parti'nin militarist baskılara direnme çabası ve özellikle de sınır ötesi operasyona karşı çıkması idi. Bölgede hiç kimse çatışmalara, gerilime ve sınır ötesi operasyona razı değil. DTP'den AK Parti’ye kayan oyların sırrını bunlarda aramak gerekiyor. O halde AK Parti bu konularda geri adım atmak yerine, militarizm, sınır ötesi operasyon ve Kürt sorunu konusundaki tavrını geliştirmelidir.  

DTP'nin de seçim sonuçlarını çok doğru okuduğu söylenemez. Sonuçları CHP'liler gibi halka yapılan ekonomik yardımlara bağlama eğilimi yüksek.  

Aslına bakılırsa halk bu seçimde ideolojik ve militer dayatmalara hayır dedi. Benzer durum ideolojik dayatma altındaki DTP seçmeni için de geçerli. Oligarşik militarizmi reddeden halk doğal olarak PKK militarizmini de reddedecekti ve öyle de oldu.  

Yeni Anayasa'dan bölge ve Kürtler açısından beklentileriniz neler? Sizce nasıl bir anayasa olmalı?

Yeni anayasa taslağının hazırlanış şartları itibariyle siviller tarafından yapılması tek başına bir olumluluk olmakla birlikte anayasanın sivil olabilmesi için gerçekte sivil bir zihniyetle yapılması gerekir. Kemalist şablonla yapılacak bir anayasanın sivilliği iddia edilemez. Kurulduğundan beri militarizmin kuşatması altında olan bu ülkede militarist blokajı kırabilmek elbette kolay değil ama mümkün. Temel hak ve özgürlükler mutabakat ve uzlaşma konusu yapılmamalı. Anadilde eğitim gibi Kürt sorununun çözümünü kolaylaştırıcı, başörtüsü ve inanç özgürlüğünü sağlayacak, vatandaşlık ve toplum tanımlamasındaki ırkçı Türklük vurgusunu kaldıracak, kısaca adaleti eksen alan bir anayasa hazırlanmalı. Bölge halkının yeni anayasadan birincil beklentisi Kürt sorununun çözülmesidir. Kürt sorunu devletin inkâr ve asimilasyon politikalarının sonucudur. Bugün de aynı anlayış bırakın Kürtleri, Kürt sorununun varlığını bile inkâr ediyor. Yeni anayasa yapıcıları öncelikle Kürt sorununun tarihsel arka planını görerek ve sorunu doğru tanımlayarak işe başlamalı. 

AB konusunda düşünceleriniz nelerdir?

AB'nin emperyalist bir kurum olduğunu, iddiaların aksine evrensel değerlerin merkezi olmadığını, İslam inancı ve özellikle de başörtüsü konusu söz konusu olduğunda ikiyüzlü, çifte standartçı, güven vermeyen tutarsız bir kimlik taşıdığını, birliğin en temelde asimilasyonist bir yapısı olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle kendimizi “Girilsin! - Girilmesin!” kamplaşmasının da dışında tutuyoruz. Konuyu ne AB sevdalıları gibi Türkiye'nin sorunlarını çözecek sihirli bir değnek ne de AB karşıtları gibi ulusal egemenlik ve bağımsızlık bağlamında değerlendiriyoruz. Darbe anayasası,  kurumları ve mantığı ile yönetilen Türkiye'nin insan hakları, adalet ve özgürlükler konusunda oldukça kötü reel durumunu dikkate alıyor, AB sürecinin getirilerini mevcut durum karşısında ileri bir aşama olarak değerlendiriyoruz. Bundan öte özgürlüklerin önünü açan AB sürecini bizim, muhaliflerin ve özgürlükleri ellerinden alınmış olan halkın lehine görüyor, bu nedenle AB'ye katımı değil AB sürecini destekliyoruz

Bölgede gerçekten çalışanlar hep yerli sivil toplum kuruluşları mı yoksa yabancıların da ağırlığı hissediliyor mu? Bunların çalışmaları nasıl, neler yapıyorlar?

Türkiye'de toplumsal değerleri öne çıkaran çalışmalara şüpheyle bakılırken batılı değerleri yaygınlaştıran, yabancı(laşmış) kurum ve çalışmalar desteklenmekte. Bölgede halkın değer ve inancı doğrultusunda faaliyet yürüten kurumlar medya tarafından, biraz da egemenlere ihbar kaygısıyla, fazlasıyla öne çıkarıldı. Bölgede Lions ve Rotary kulüpleri ve bunların desteklediği kurumların ciddi faaliyetleri söz konusu. Bu yıl Uluslararası Rotary tarafından Diyarbakır Rotaract Kulübü Avrupa'nın en iyi Rotaract kulübü seçildi. Bölge halkı tarafından hoş karşılanmayan bu çalışmalara halk desteği yok. Devlet de, halkın fakir ve eğitimsiz bırakılmasını fırsat bilerek çeşitli faaliyetler yürüten bu kurumların modernleştirici etkisinden faydalanıyor. Aslında bölgede faaliyet yürüten yabancı kurumlar arasında ÇYDD'yi de saymak gerekir. Halk tepkisini aldığından, bu kurumlar ÇYDD gibi derneklerle ortaklaşıyorlar. Masonik ve karanlık ilişkileri, gizemli çalışma yöntemleri ve misyonerlikle bağlantıları sık sık dillendirilen bu kurumlar toplum mühendisliği yapıyor ve AB tarafından fonlanıyor.

Özgür-Der bölgede aktif olarak neler yapıyor. Çalışmaları nelerdir ve diğer dernek ve vakıflardan ayrılan yönleri nelerdir?

Özgür-Der'in mücadelesinde, en fazla Kürt ve başörtüsü sorunu, yargı sistemi ve cezaevi sorunu, militarist kuşatma, resmi eğitimdeki kışla zihniyeti ve emperyalist saldırılar gibi konular öne çıkıyor. Muhalif kimliği inşa ve direniş hattını tahkim için paneller, konferanslar, seminer çalışmaları, raporlar, basın açıklamaları ve protesto eylemleri yapıyor ve bunların bir kısmını geleceğe taşıyabilmek için kitaplaştırıyor. İnsan hakları alanında İslamı referans alan ilkeli ve çifte standartsız çalışmalar yapıyor, haftalık ve aylık raporlar yayımlıyor. Resmi eğitimin tek tipleştirici ve güdükleştirici anlayışına karşı alternatif eğitim seminerleri düzenliyor. Diğer yandan çocukları resmi eğitim sisteminin kuşatmasından kurtarabilmek için “özgür çocuk kulüpleri” kuruyor. Sayılan bu çalışmalar Diyarbakır'la birlikte diğer şubelerde de yapılıyor. Bölgede Diyarbakır dışında sadece iki şubemiz (Batman ve Tatvan) olmasına rağmen bölgedeki birçok il ve ilçede bizim çizgimizi paylaşan çevrelerle nitelikli ve kardeşane bir ilişki içindeyiz. Özgür-Der aynı çizgiyi ve kaygıyı paylaşan kesimlerin ortak paydasına, çatı kuruluşuna dönüşüyor. 

www.iyibilgi.com özel

 

342
0
0
Yorum Yaz