15 09 2010

2010 referandumunda ZAZALAR neye oy verdi

  Referandumda Zazalar ne oy verdi   Türkiye Anayasa referandum paketini % 58 gibi rakamla kabul ederek geleceğe dair güçlü umutlarını koruduğunu gösterdi. Toplumun farklı kesimlerinin tercihleri Türkiye’de siyasetin yeniden tahlil edilmesini zorunlu kılıyor. Bu bağlamda özellikle Doğu ve Güneydoğu’nun da yeniden incelenmesi gerekiyor. AK Parti’ni bu referandumda önüne koyduğu hedefe ulaştığını ifade edebileceğimiz gibi BDP için de aynı hedefin gerçekleştiğini söylemek yanlış olmaz. BDP’nin boykot kararı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da belediye sınırları içerisinde kendisini kırsaldan daha çok hissettirdi. Öyle ki,  Diyarbakır’da belediye hudutları içerisinde sandığa gitme oranı % 32.5 civarındayken, bu oran kırsalda % 40 civarındaydı. Aynı şekilde Van Merkezinde % 39, kırsalda ise % 50 civarındaydı. Batman’da bu oran merkezde % 35, kırsalda ise % 45 civarındaydı. Bu iki rakamın ortalaması o illerde sandığa gitme istatistiğini ortaya koyarken, BDP’nin BDP için Bitlis, Bingöl, Urfa, Tunceli, Van, Batman gibi illerin kendileri açısından tekrar değerlendirilmesi gerekiyor. Öte yandan BDP’nin “boykot”  kararının Mersin (Mersin’de sandığa gitme % 76 civarındayken, BDP’nin elinde bulunan Akdeniz ilçesinde bu oran % 56 civarındadır)  ve Adana gibi yerlerde de hissedildiğini, ancak İzmir, Manisa, Aydın, Bursa gibi  Kürt göçünün olduğu yerlerde çok ciddi hissedilmediğini görmekteyiz. Bu referandum sürecinde en dikkat çeken gelişmelerden bir tanesi belki de en önemlisi Türkiye’deki Zazaların durumu oldu. Türkiye’de Zazalar üçte biri Alevi, yarısı da Sünni Müslüman kesimden oluşuyor.  Dersim a... Devamı

04 09 2010

27 MAYIS’IN ÖTEKİ YÜZÜ / SİVAS KAMPI - 2

    27 MAYIS’IN ÖTEKİ YÜZÜ / SİVAS KAMPI - 2 - - Taraf- Istanbul - 28.05.2010  Sivas Kampı yazı dizisinin bu bölümünde “27 Mayıs’ın öteki yüzü: Sivas Kampı” kitabından ayrıntılarla yaşananları aktarmaya devam ediyoruz. 27 Mayıs askerin darbesinden sonra Cumhuriyet gazetesi başta olmak üzere basının tavrının bugün pek değişmediğini görebiliyoruz. Yassıada’da savunma avukatlığı yapan Hüsamettin Cindoruk da Sivas Kampı ile 1938-1960 dönemi arasındaki barışın bozulduğunu ifade ediyor. Cindoruk, Celal Bayar’ın Sivas için “Siyasal Kürtçülüğün merkezi” dediğini belirtiyor: “Onlara Sivas’ta Kürt olduklarını hatırlattılar. Celal Bayar buna siyasal Kürtçülük hareketi derdi. Kürtçe diye bir dil de var, ırk da var, buna kimse karşı çıkamaz. Ama ayrı bir devlet olmak isteyen devlete isyan eden, ayrılıkları keskinleştiren bir hareket de olmuştur daima, ona Bayar Siyasal Kürtçülük derdi ve Sivas’a bağlardı. Bayar Sivas Kampı’na çok içerlemişti. Çünkü Bayar Şark meselesi ile çok ilgiliydi, bu konuda Şark Raporu hazırlamış bir insandı. Bayar, Sivas Kampı’nın siyasal Kürtçülük şuurunu tekrar uyandırdığını söylüyordu. Yani 1800’lerden başlayan hareketler durmuşken Dersim Hadisesi Bayar’ın tabiriyle tenkil edilmişken, her şey yoluna girmişken belirli bir barış hareketi yerine gelmişken, Sivas Kampı Kürtlere bir işaret veriyor, “Ne duruyorsunuz? İşte siz busunuz, hepinizi topladık biraraya, planınızı programınızı yapın.” Nitekim 27 Mayıs’tan hemen sonra Doğu Kültür Ocakları ve Rizgâri’ler ortaya çıkmıştır. Ve onlar kendilerine verilen imkânı yeterli bul... Devamı

04 09 2010

27 MAYIS’IN ÖTEKİ YÜZÜ / SİVAS KAMPI - 1 -

    27 MAYIS’IN ÖTEKİ YÜZÜ / SİVAS KAMPI - 1 - - Taraf - Istanbul - 27.05.2010  27 Mayıs’ın Kürt mağdurları Bugün Türkiye’nin ilk darbesinin 50. yıldönümü. 27 Mayıs darbesinde pek çok acı yaşandı. Başbakanlar, bakanlar idam edildi. Yassıada’da büyük dramlar yaşandı. Darbenin çok az bilinen bir başka acılı hikâyesi daha var. 27 Mayıs askeri darbesinden dört gün sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan toplanan 485 kişi Sivas Kabakyazı’da 5. Er Eğitim Tugayı’nda askeri garnizon içindeki kampta dokuz ay süren bir “zorunlu misafirliğe” tabi tutuldular. Dokuz ay süren zorunlu misafirlik içerisinde Sivas’a getirilenlerin yaşları 14 ile 70 arasında değişiyordu. “27 Mayıs’ın öteki yüzü: Sivas Kampı” adlı yeni çıkan kitabın bir özeti olan bu yazı dizisinde Celal Bayar’ın “Siyasal Kürtçülüğün merkezi” ve Hüsamettin Cindoruk’un da “Apo hareketinin kaynağı” olduğunu iddia ettiği Sivas Kampı tanıkların anlatımları ve hiç yayınlanmamış resimlerle anlatılacak.   Sivas Kampı kimin fikri 27 Mayıs 1960 tarihinde Ordu içindeki Kemalistler, gerçekleştirdikleri askerî darbeyle Demokrat Parti (DP) iktidarını devirerek Milli Birlik Komitesi (MBK) olarak ülke yönetimine el koydular. Askeri darbeden dört gün sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan tutuklanan yaklaşık 485 kişi Tutuklananlar Sivas Kabakyazı’da 5. Er Eğitim Tugayı’nda askerî garnizon içindeki kampta dokuz ay süren bir “zorunlu misafirliğe” tabi tut... Devamı

04 09 2010

Sivas Kampı ve öteki Kürtler

    Referandum süreci sadece bugünle değil, geçmişin hatalarıyla yüzleşmeyi de siyasetin gündemine taşıdı. 1937-38 Dersim Katliamı'ndan 12 Eylül askeri darbesine kadar tarihimizin birçok karanlık ve utanç veren sayfaları, kısmi de olsa açılıp, tartışılıyor ayrıntıları ortaya çıkıyor. Askeri darbeler tarihinin anası sayılan 27 Mayıs 1960 darbesi de referandum sürecinin önemli hedeflerinden biri... Sivil toplum örgütleri de siyasi partiler de sık sık o darbeye gönderme yapıp, anayasa paketine "Evet" denilmesi gerektiğini söylüyor. Tam bu noktada BDP eşbaşkanlarından Selahattin Demirtaş'ın Diyarbakır'da sivil toplum örgütlerine tepkisi dikkat çekiciydi. O tepki bana 60 darbesinden sonra yaşanan "Sivas Kampı" gerçeğini hatırlattı. Ne diyordu Demirtaş o açıklamasında: "Bazı sivil toplum örgütleri bütün Diyarbakır'ın sesiymiş gibi açıklamalar yapıyor. Biz onların kişisel düşüncelerine saygı duyuyoruz. Yıllardır bunu bir kahramanlık gibi sunuyorlar. Bu açıklamayı yapanlar da çok iyi biliyor ki geçmişte dedelerine kadar siyasi çizgileri bellidir." Demirtaş, dedelere gönderme yapmakla ne kastetti bilemem ama gerçek şu ki, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de "sol"da yer alan Kürtlerin yaşadığı acıları, daha önce 60 darbesinde Demirtaş'ın "dedeler" diye ima ettiği insanlar yaşadı. Aslında bütün darbeler tüm Türkiye toplumunu sarstı, savurdu ama Kürtleri, ağa, şeyh, maraba veya işçi, köylü diye hiç ayırmadı. Bunu en çarpıcı biçimde Sivas Kampı'nda görüyoruz. Gazeteci Nevzat Çiçek, üç yıl süre... Devamı

04 09 2010

BU ÜLKE

   BU ÜLKE “Bu ülke” Cemil Meriç’in en sevdiğim eserinin ismidir. Ne zaman Türkiye ile bir değerlendirme yazsam muhakkak “Bu ülke” tanımını kullanırım. Bu ülke bolluk ve bereketin, hoşgörünün, kültürel renkliliğin, cihan hakimiyetinin, kardeşliğin, sevginin ve daha da önemlisi kardeşliğin ve geleceğin adıdır. Zaman zaman umutsuzlukların, kavgaların, boğazlanmaların adı olsa da, “Bu ülke” hiçbir zaman esaretin adı olmadı. Düştüğünde de, ayağa kalktığında da yerde uzanırken de daima mücadeleden geri durmadı. Boğazına tekme basıldığında hiçbir şey yapamasa da tükürmeyi bildi “Bu ülke” “Bu ülke”  milliyetçilik belasından, cahillikten, gıybetten ve başkalarına olan hayranlığından çok şey kaybetti. Kendisinin kaybettiklerini hep yanlış yerlerde aradı. Sevginin ve hoş görünün mısraları kendisinde yazılıyken, başka kaynaklardan tercüme ile farklı isimlerle öğrendi. Mevlana, Ahmede Xani, Yunus Emre, Melayı Ceziri  gibi değerlerini öğrenmeden, Leyla ile Mecnun’u, Aslı ile Kerem’in yanına Mem-u Zin’i koyamadan, kitaplarına Romeo ve Juliet’i koyarak kültürünü öğrenmeye çalıştı Taş avlularda doğal klimaları İshak Paşa Sarayı’nda, Diyarbakır Ulu Camii’nde, Topkapı Sarayı’nın sünnet odasında görmeden, Teknolojiye hayran oldu. Selimiye’sini, Çifte Minareli Medresesi’ni, Mardin Evleri’ni görmeden  Eyfel’e hayran oldu. Malabadi Köprüsü’nü görmeden, köprüleri geçerek gitti “Bu ülke” Mardin’de Kasimiye Medresesi’n önündeki havuzu görmeden, Tillo’da İbrahim Hakkı Hazretleri’nin... Devamı

27 05 2010

sivas kampı

Devamı

11 02 2010

MÜSLÜMAN SON-İSLAMİ SOL

  “Sol ve İslam ya da İslami sol”   Hürriyet Gazetesi’nin toplumuyla kavgalı yazarı, şairi, liberallerin ve ikinci cumhuriyetçilerin “korkulu rüya”sı Özdemir İnce 28 ve 30 Ekim tarihinde “Sol ve İslam” ve  “İslam ve sol politika” ismiyle iki yazı kaleme aldı. Zülfü Dicle’nin Taraf Gazetesi’nde  Neşe Düzel’ e 20.07.2009 tarihinde verdiği röportaja atıfla Dicle’nin “Sol, önce, dinin gericilik kaynağı olduğu saçmalığından vazgeçmeli. Bu ülkede halkın yaşadığı bir İslam kültürü var. Sol, İslam’la temas kurmak, barışmak zorunda” sözüne şiddetli muhalefeti ve  “Bu ülkede halkın yaşadığı bir İslam kültürü”nün ne olduğunu bilmesi ile suçlaması ve bu suçlamaları yaparken Dicle’ liye “Biraz tarikat ve cemaatleri incelerse halk İslam’ının afyondan beter eroin ve kokain olduğunu belki görür. Bu halkın yüzde bilmem kaçı, bir tarikatın müridi olarak şeyhinin bokunda keramet aramakta, eşinin tarikat şeyhi ile zina yapmasına göz yummaktadır.” Diyerek“Gerçek İslam’a değil Hurafeler İslamına inanan, arada halifeler, şeyhler, veliler olmadan Allah’a inanamayan, Peygamber’in yolundan gitmeyip tarikat ve cemaat şeyhlerinin peşinden giden mürteci Müslüman halkımızı solla barıştırmanın, daha doğrusu, solu mürtecilerle barıştırmanın herhangi bir gereği de yok.” Demektedir. İnce iki gün sonraki yazısında ise “Solun sorunu dinle siyasal ilişki kurmamak değil. Böyle bir ilişkiye zaten gerek yok”…diyerek. “Günümüz solu belki türbanı gericilik simgesi olarak görüyor ama t&u... Devamı

11 02 2010

Yeni Osmanlıcılık: Vizyon mu macera mı?

  Yeni Osmanlıcılık: Vizyon mu macera mı?     Yeni Osmancılık” politikasına göre Türkiye, sırtını döndüğü Osmanlı ve İslam coğrafyası ile barışıyor ve merkez ülke oluyor. Ahmet Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” kitabı bu politikanın yol haritası niteliğinde.   Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta “one minute” söylemi ve arkasından İslam dünyasında yapılan gösteriler; Irak, Suriye ve İran başta olmak üzere Ortadoğu’da sürdürülen aktif politika, Ermenistan ile imzalan protokol ve içeride demokratik açılım…   Bütün bu politika Türkiye’nin içeride ve dışarıda değişen politikasının göstergesi.   Başbakan Erdoğan “yeni politika konsepti” derken, Devlet Bakanı Babacan Yemen’de “Osmanlı valisi” protokolüyle karşılanırken, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika, “Osmanlı Milletler Topluluğu” kuralım derken bütün yollar Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun politikasını şekillendirdiği “Yeni Osmancılık”ı gösterdi. Cumhuriyet 86 yıl sonra borçlarını ödeyip mirasını reddettiği Osmanlı’nın mirasına tekrar sahip mi çıkıyordu? Osmanlı’nın torunları Osmanlı coğrafyasında “merkez ülke” olma yolunda ilerlerken Batı basını Türkiye’nin “Doğu” ile yaklaşmasını tehlikeli bulurken, cevap Türkiye’den geliyordu: “Türkiye`nin kendi ekseni etrafında küresel ve bölgesel bir barış kurmayı üstlendi.”   İnsani Yardım Vakfı (İHH) vasıtasıyla 2008 yılının Haziran ayında gittiğimiz Sudan’ın başkenti Hartum’da ünlü İslam teorisyeni ve eski Sudan Meclis Başkanı Hasan El Turabi’nin evindeyiz. Gece yarısı gittiğimiz evde Türki... Devamı

01 02 2010

ŞEYH SAİD VE SAİD NURSİ

Röportaj: NEVZAT ÇİÇEK / TİMETURK Şeyh Said Palevi'nin torunu Şeyh Muhammed Said Fırat, TİMETURK’e özel açıklamalarda bulundu. Fırat, dedesi Şeyh Said ile ilgili olarak mahkeme zabıtlarının açıklanmasını ve mezarının yerinin kendilerine söylenmesini istedi. Fırat, Şeyh Said Olayı ve Said Nursi ile bilinmeyen tarihi gerçekleri ilk defa TİMETURK sitesi aracılığıyla kamuoyuyla paylaştı. İşte, tarihe ışık tutacak ve ses getirecek röportaj: Şeyh Said olayı olduğunda Şeyh Said’in Said Nursi’ye bir mektup yazdığı iddiaları var bu konuyu açmanızı rica ediyorum. Said Fırat: Said Nursi “1950 yılına kadar şuurum yerinde ben düşüncelerimi kaleme almışım, fikrime güvenirdim. 1950 yılından sonra benden habersiz talebelerim bazı hususları söylemiştir. Eğer isterseniz tayin edeceğim bir vekil bu hususları çok güzel anlatır“ demiştir. Çünkü amcam kendilerine demiş ki “bazı hususlarınız aykırıdır, bunu sizin adınıza kabul edemem” o da bunun üzerine, “Altı talebem var. Bunlardan birisini vekil seçmem için kuvvetim yerinde değil. Kolhisara geleceğim hangisini beğenirseniz ben onu vekil tayin edeceğim” dedi. Ne yazık ki bu olmadı kendisi Urfa’ya geliyor orada vefat ediyor. Amcam Şeyh Ali Rıza Efendi de Sivas Kampı’na ailemizden 11 kişi ile sürgün edildi.  Bu sürgün hadisesi üzerine ben de Ankara’da Avni Doğan ile görüştüm. Avni Doğan, Şark Umumi Müfettişliğini yapmıştı. Ben doğudaki durumu iyi bildiği için Milli Birlik Komitesinde girişimde bulunsun diyerek kendisinden randevu talep ettim. Evinde Pazar günü beni kabul etti. Beni götüren Şemse dedi ki “Bu gencin ilmi var mı? Söyleyeceklerimi anlayabilir mi” dedi. O da kendisine medrese mezunudur dedi. "O halde ... Devamı

26 01 2010

ÇAPRAZ ATEŞ-AYGAN VE NASNAME

YAZININ İTİRAFI: ÖNSÖZ Türkiye'de ergenekon Operasyonu ile birlikte JİTEM bünyesinde görev yapmış olan komutanların bir kısmının tutuklanmaları üzerine  gözler tekrar bu karanlık döneme çevrildi. JİTEM'in varlığı, kime ve neye hizmet ettiği yıllardır biliniyor ama bu yapılanmanın yol açtığı tahribat bir türlü gözler önüne serilemiyordu. Ergenekon Soruşturması'nın derinleştirilmesi ve başta Abdülkadir Aygan olmak üzere bir kısım ifadeler ve ortaya çıkan belgeler Ergenekon'un Fırat'ın öte yakasına geçmesine ve tabir yerindeyse pandoranın kutusunun açılmasına vardı. TBMM'de Susurluk Komisyonu'na bilgi veren eski Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman, "Jandarma Teşkilatı içerisinde JİTEM adında legal ya da illegal bir örgüt kurulmadığını savunmuş ancak Jandarma dışında bu ismi kullanıp kanunsuz işler yapan bir grubun olduğunu söylemişti." Veli Küçük ise Ergenekon Soruşturması nedeniyle tutuklu bulunduğu Siliviri Cezaevi'nde görülen mahkemesinde JİTEM adlı bir örgütün olmadığını söylerken, JİTEM'in ilk kurucularından ve aynı davanın tutuklularından Arif Doğan ise JİTEM'i kendisinin kurduğunu ve daha sonra Veli Küçük'e devrettiğini söyleyecekti. TBMM Susurluk ve İnsan Hakları Araştırma Komisyonu eski Başkanı Mehmet Elkatmış ise "Türkiye'de büyük bir terör rantı olduğunun altını çizerek, Susurluk'tan Şemdinli'ye yakın geçmişteki karanlık noktaların ancak JİTEM çözüldüğü taktirde aydınlanabileceğini işaret ediyor" JİTEM'i aydınlatacak kişilerin başında orada görev yapan komutanlar ve onların kullandıklari itirafçılar öne çıkıyor... Bu dönemde itirafçılar olmadıkları kadar hayatı... Devamı